Etiket: yaşam

  • 🌙 Yumuşak Bir Kalbe Sahip Olmak Güçsüzlük Değil!

    ✨ Yumuşaklığı Yanlış Tanımlayan Bir Dünya

    Birçoğumuz büyürken “duygularını belli etme”, “sert ol”, “kimseye güvenme” gibi cümlelerle karşılaştık.

    Sanki güçlü olmanın formülü:

    duvar örmek + az konuşmak + hiç incinmemekmiş gibi…

    Oysa yıllar içinde fark ettik ki gerçek güç, en çok saklanmaya çalışılan yerde: kalbin yumuşaklığında.

    Yumuşak kalp; çabuk kırılan değil, çabuk hissedebilen, çabuk bağ kurabilen, çabuk iyileşebilen bir kalptir.

    Bu da bir zayıflık değil, tamamen bir dayanıklılık şeklidir.

    🌿 Yumuşak Kalp Ne Demektir?

    Yumuşak bir kalbe sahip olmak, hayatı pembe gözlüklerden görmek değildir.

    Aksine:

    hissetmeye izin vermek, incinme ihtimaline rağmen sevmek, kırılmamak için değil, bağ kurmak için yaklaşmak, iç sesini susturmadan dinlemek

    demektir.

    Kendine karşı nazik olmayı öğrenmiş insanların gözleri hep farklı parlar.

    Sanki içlerinde kırılganlıkla güç arasındaki o ince çizgiye bir kamp kurmuş gibidirler.

    ☁️ Neden Güçlü Bir Özelliktir?

    ✔ Çünkü duygularını saklamaz, kabul eder.

    Duygularını bastırmak kolaydır; hissetmeye izin vermek cesaret ister.

    Yumuşak kalp bu cesaretin ta kendisidir.

    ✔ Empatisi yüksektir.

    Bir başkasını gerçekten anlamak, tahmin ettiğimizden çok daha büyük bir güç.

    Yumuşak kalpli insanlar dinlemenin gücünü bilir.

    ✔ Dirençlidir.

    Sert olan kırılır.

    Yumuşak olan esner, toparlanır, yeniden başlar.

    ✔ Kriz anlarında çözüm üretir.

    Sakin kalabilmek, aceleyle duvar örmemek… Bunlar gerçek dayanıklılıktır.

    🌙 Yanlış Anlaşılmanın Getirdiği Sessiz Güç

    Yumuşak kalpliler genelde yanlış anlaşılır:

    “Fazla düşünceli”, “fazla iyi”, “fazla hassas”…

    Bu etiketlerin ortak noktası:

    fazla olmak.

    Ama kimse soruyu şu şekilde sormaz:

    “Fazla nazik olmanın bir sakıncası var mı?”

    Oysa nazik olmak zayıflık değil, akıllıca seçilmiş bir duruştur.

    Ve çoğu zaman yumuşak insanlar:

    gerektiğinde çok net konuşur, sınır çizer, karar verir, yürür gider…

    Ama bunu hiçbir zaman kibirle değil, dingin bir olgunlukla yaparlar.

    🌟 Kendine Yumuşak Olmayı Öğretmek

    Kendine yumuşak davranmak, en az başkalarına yumuşak davranmak kadar önemlidir.

    Bunun için:

    duygularını küçümsemeyi bırak, yorulduğunda durmayı öğren, kendini suçlamadan dinlen, kırıldığında bunu fark et ama kırgınlığında kaybolma, bir gün iyi hissetmediğinde bile kendine sarılmayı bil.

    Çünkü yumuşak bir kalp önce kendine karşı nazik oldukça güçlenir.

    ✨ Mindoras’ın Mini Öğüdü

    “Sert görünmek seni korumaz, ama yumuşak kalbin hep yolunu bulur.

    Nazik olmak bir seçenek değil; içindeki derin gücün kanıtıdır.”

    🌙 Sonuç: Yumuşaklık Güçsüzlük Değil, Farklı Bir Güç Türü

    Yumuşak kalbe sahip olmak; herkesi mutlu etmek, kendini feda etmek ya da saf olmak demek değildir.

    Bu, dünyayı daha hassas bir yerden görmek demektir.

    Ve bu hassasiyet, kararlılıkla birleştiğinde fazlasıyla güçlü bir şeye dönüşür.

    Sert görünenler değil, yumuşak kalbini koruyabilenler hayatta daha derin izler bırakır.

  • 🌙 Mutluluk Bir Varış Noktası Değil, Yolun Üzerinde Bir Banktır

    Biz hep mutluluğu bir “oraya varınca olacak şey” sandık.

    Mezun olunca, evlenince, o işe girince, o evi alınca…

    Yani hep “bir gün” geldiğinde her şeyin yerli yerine oturacağını düşündük.

    Ama “bir gün” geldiğinde fark ettik ki, mutluluk o sırada geçtiğimiz yerlerdeymiş.

    Mutluluk, Arada Verilen Mola Gibi

    Hani yolda giderken bir anda kahve molası verirsin ya…

    O kısa durakta güneş yüzüne vurur, içinden bir huzur geçer, “iyi ki buradayım” dersin.

    İşte mutluluk tam da o anda, hiç planlamadığın yerde ortaya çıkar.

    Sen farkında bile olmadan, bir bakışta, bir şarkıda, bir sessizlikte.

    🌿 Biz Hâlâ “Sonraki Durağı” Bekliyoruz

    Sürekli bir sonraki adımı düşünüyoruz:

    “Biraz daha sabredeyim, o zaman mutlu olacağım.”

    “Biraz daha çalışayım, o zaman dinleneceğim.”

    “Biraz daha sevileyim, o zaman kendimi seveceğim.”

    Oysa mutluluk, o “biraz”ın içinde gizli.

    Bir kahkahanın ortasında, pencereden giren rüzgârda,

    belki de sabah uyandığında aklından geçen ilk düşüncede.

    💫 Yol Güzelse, Varış Gerekmez

    Mutluluk aslında bir sonuç değil, bir akış hâli.

    Ne kadar çok “ulaşmaya” çalışırsan, o kadar uzaklaşıyor.

    Ama yürümeye izin verirsen, sen fark etmeden yanına oturuyor.

    Sessizce, sade bir dost gibi.

    🌸 Mindora’s Notu:

    Hayat bazen “varmak” değil, sadece “devam etmek”tir.

    Ve mutluluk da, bu yolun üzerindeki küçük bankta,

    senin oturup nefes aldığın o bir dakika içindedir. 🌿

    “Belki de önemli olan varacağın yer değil, oraya kim olarak yürüdüğündür.”

  • “Ne İstediğini Bilmek: Hepimiz Biraz Kararsızlar Kulübü Üyesiyiz”

    Hadi dürüst olalım:

    Hayatta ne istediğimizi biliyor olsak, şu an “Acaba kahve mi içsem… yoksa hayatımı mı değiştirsem?” ikilemlerinde kaybolmazdık.

    Bir gün “Spora başlıyorum!”, ertesi gün “Ama bugün ben değil” modundayız.

    Bir gün “Minimalist olacağım!”, ertesi gün indirimde diye 17 tane aynı renkte çorap alıyoruz.

    Ne istediğini bilmek, modern insanın epik görevi.

    Bir nevi kendi hayatımızın final boss’u.

    Üstelik yan görevler hiç bitmiyor:

    🔺Okulu bitir

    🔺İş bul

    🔺Aşk bul

    🔺Kendini bul

    🔺Sonra kaybetmeden devam et 🙃

    Kararsızlık Yeni Normal mi?

    Eskiden hayat basitti:

    “Büyüyünce ne olacaksın?”

    — “Doktor.”

    Şimdi?

    “Yani… remote çalışsam ama ruhuma da iyi gelse… bir yandan da influencersam… ama toksik görünmesem…”

    Kafamızdaki seçenek sayısı: 7.834.221

    Kalbimizin olgunluk seviyesi: pending 🕣

    Asıl Sorun: Çok Fazla Seçenek!

    Netflix açıyoruz:

    Film mi? Dizi mi?

    Belgesel mi? Yoksa gerçek suç hikayesi mi?

    Sonuç: Uyuyakaldık.

    Restorana gidiyoruz:

    Menü 14 sayfa.

    Her şey güzel.

    Sonuç: Garsonun önerdiğini söylüyoruz.

    Hayat da böyle işte.

    Seçenek çok → kafa karışık → kendine dönmek zorlaşıyor.

    Peki, Nasıl Bulacağız Ne İstediğimizi?

    📌 Ufak ama etkili bir liste:

    1️⃣ İç sesini aç, dış sesleri kısmayı öğren

    2️⃣ Başkalarının “mükemmel” hayatlarına değil, seninkine bak

    3️⃣ “Yanlış seçim” diye bir şey yok — deneyim var

    4️⃣ Büyük değişim değil → küçük adımlar

    5️⃣ Kendine karşı sabırlı ol (Herkes çözemedi henüz)

    Çünkü bazen bir kahve alıp “N’apıyoruz biz?” diye düşünmek bile ilerlemektir.

    Son Söz:

    Ne istediğini bulmak bir yolculuk…

    Ama kim söylemiş hedefe varınca eğlenceli olacağını? 🎢

    Asıl keyif:

    Denemek, yanılmak, güldükçe yeniden başlamak.

    Ve unutma:

    Kararsız olmamız, hala seçeneklerimiz olduğu anlamına geliyor.

    Bence bu şahane 💛

  • “Arayı Açtık Ama Kopmadık: Mindoras Günlüklerine Dönüş Hikayesi”

    Merhaba sevgili Mindoras yolcusu! 🎈
    Uzun zamandır yoktum. Hani şu “iki dakika dinleneceğim” deyip 8 ay ortadan kaybolan insan tipi vardır ya… işte ben. Ama merak etmeyin, kayboluşum sırasında Mars’a falan gitmedim. Sadece hayat, çok ilginç yan görevler çıkardı:
    Mini bosslarla savaş, enerji barı sıfıra inme, level atlamaya çalışırken tuşların bozulması gibi…

    Ve şunu fark ettim:

    Zaman geçiyor. Biz takip etmek yerine bazen sadece göz kırpıyoruz.

    Ara verdiğim bu dönemde biriktirdiklerim oldu:

    • Biraz tecrübe
    • Biraz kahkaha
    • Biraz gözyaşı
    • Ve bol bol iç ses
      (İç sesim çok konuşuyor, yakında ona da sözleşme yapabilirim.)

    Şimdi geri döndüm çünkü içimde bir ses durmadan şunu fısıldıyordu:
    “Yaz, yaz, yaz… insanın aklı yazınca düzeliyor.”

    Belki hayat hepimizi sağa sola savuruyor.
    Belki motivasyonumuz arada bir tatile çıkıyor.
    Belki bazen hiçbir şey yapmadan “hiçliğin yogası”nı tercih ediyoruz.

    Ama dönmek…
    İşte en güzel cesaret bu.

    Mindoras bundan böyle:

    • Biraz kişisel gelişim
    • Biraz mizah
    • Biraz beynin oyunları
    • Ve çokça biz neysek o

    olacak.

    Klişeye bağlamak istemem ama…
    Bazen insan kendine dönmek için kaybolur.

    Ben döndüm.
    Kahven varsa iç, yoksa çay koy.
    Beraber toparlanacağız, söz.
    Yeni yazılar yakında geliyor.

    Mindoras yeniden yayında.
    Ve bu defa tam burada, tam şimdi. ✨

    Mindoras Notu:
    Hayat bir oyunsa… “continue” tuşuna bastım.
    Sıra sende. Sen de bastın mı?

  • Küçük Adımların Büyüsü

    Hedeflerimiz genelde gözümüzde büyür. “Bir gün yaparım” dediğimiz hayaller, büyük adımlar beklediğimiz için hep ertelenir. Oysa hayatın değişimi, çoğu zaman küçük adımlarla başlar.

    Bir kitabı bitirmek için önce ilk sayfayı açmak gerekir. Sağlıklı yaşamak için uzun bir maratona çıkmak değil, günün birinde 10 dakikalık bir yürüyüş yapmak yeterlidir. Büyük dönüşümler, küçük seçimlerin tekrar tekrar yan yana gelmesiyle inşa olur.

    Küçük adımlar, bize şunu hatırlatır: “Şimdi başla.” Çünkü en önemli olan, mükemmel bir plan değil, harekete geçmektir. Her gün atılan minik bir adım, bir yıl sonra koca bir yolculuğa dönüşür.

    Ve belki de en güzeli şudur: Küçük adımlar, bizi yormaz, gözümüzü korkutmaz, sürdürülebilir bir yol açar. Bir gün fark ederiz ki, ufak tefek çabalarımız bir araya gelmiş ve hayatımızın yönünü değiştirmiştir.

    Unutma, sihir büyük adımlarda değil; sabırla, inatla ve istikrarla atılan küçük adımların büyüsünde saklıdır.

    Bugün atabileceğin üç küçük adım:

    Sabah 2 dakika derin nefes al, zihnini temizle. Gün içinde 1 sayfa kitap oku. Yatmadan önce şükrettiğin 1 şeyi yaz.

    ✨ “Bin millik yolculuk bile tek bir adımla başlar.” — Lao Tzu

  • ⏳ Zaman Geçiyor, Peki Sen Aynı Mısın?

    Bazen her şey değişir, biz hâlâ aynı yerde gibi hissederiz. Ama öyle mi?

    Zaman geçiyor evet.

    Takvimler değişiyor, mevsimler geçiyor, hatta bazı insanlar saç rengiyle beraber kişiliğini de değiştiriyor.

    Ama biz? Biz aynı mıyız?

    Kendime sık sık bu soruyu soruyorum:

    “Zaman geçiyor, ama ben geçebiliyor muyum?”

    🌒 Akşam 22:37 – Zihinsel Trafik Yoğunluğu

    Yatmaya hazırlanıyorum.

    Telefonu bırakıyorum, ışığı kapatıyorum, kafamı yastığa koyuyorum.

    Ve o an geliyor:

    “Ben ne yapıyorum?”

    “Zaman geçiyor, ben hâlâ hayatımı çözemedim.”

    Tam drama zirveye ulaşacakken, iç sesim devreye giriyor:

    — “Şu lavabodaki çatalı da bırakma artık orada.”

    Ve evrenin anlamı, paslı bir çatalın gölgesinde kayboluyor.

    Dış dünya bir film sahnesi gibi.

    Instagram’da herkes yoga yapıyor, deniz kenarında kitap okuyor, “öz” ile “ben” arasında köprü kuruyor.

    Ben?

    Ben yoğurdun son kullanma tarihine bakıyorum.

    Ve içimdeki küçük ama kararlı ses fısıldıyor:

    — “Geç kaldın…”

    Ama nereye, kime, neye geç kaldım bilmiyorum.

    Belki de sadece kendime geç kaldım.

    Kendimi hep “sonra ilgilenirim” klasörüne atıyorum.

    🎭 Gülmek Mi? Evet Lütfen.

    Hayat bazen öyle bir ağırlık yapıyor ki, altından kalkmak için mizah kazmasıyla eşelemek zorunda kalıyorum.

    Örneğin:

    “Hayat amacımı buldum!”

    Dolaba çikolata bakmaya gider…

    Veya:

    “Meditasyon yapıyorum”

    Tavana 2 saat bakar…

    Çünkü gülmek, bazen duyguların üstünü örten bir battaniyedir.

    Isıtır, sarar, geçici de olsa huzur verir.

    🧘‍♀️ Peki Ya Şimdi?

    Zaman geçiyor, evet.

    Ama mesele belki de her şeye yetişmek değil.

    Belki sadece “ben buradayım” diyebilmek.

    Çünkü geçmiş hep pişmanlıklarla dolu olacak.

    Gelecekse hep belirsizlikle.

    O yüzden en kıymetli durak: Şimdi.

    Ve eğer şu an bu satırları okuyorsan…

    Kendine az da olsa vakit ayırmışsın demektir.

  • “Sırt Ağrımı Giderirken Kendimi Kaybettim: Yoga mı, Uyku mu, Kim Bilebilir?”

    Sırtım ağrıyor.

    Hayır, öyle “of koltuğa fazla oturdum” ağrısı değil…

    Bu, “hayat beni biraz fazla taşıttı” türünden derin bir sırt ağrısı.

    Ve tabii ki çözüm: sırt yogası.

    YouTube’da “10 dakikada omurga rahatlatan yoga” videosunu buldum. Eğitmen o kadar sakin ki, ben daha başlarken “Rahatla…” demesiyle neredeyse teslim oldum.

    Pozisyonlar geliyor:

    Kedi pozu, inek pozu…

    Ben o sırada düşünen bir ördek gibi hissediyorum ama boş ver, gelişim yolculuğu bu.

    Sırt biraz gevşedi, evet. Hatta öyle gevşedi ki…

    Dedim ki, şimdi 5 dakika meditasyon yapayım.

    Niyetim çok güzel: Nefes alacağım, zihnimi boşaltacağım, içsel benliğimle buluşacağım…

    Sonuç ne oldu derseniz:

    Nefes aldım.

    Zihnimi boşalttım.

    Ve içsel benliğimle birlikte bir uykuya geçiş yaptım.

    Yani evet… Meditasyonla birlikte REM uykusuna da ulaşabiliyormuşuz, bilgi olsun.

    🧘‍♀️ Kişisel Gelişim Notları:

    Yogada uzman değilim ama videonun yarısını ses yerine rüyada tamamladım. Meditasyonun gücüne inanıyorum, ama alarm kurmak da bir kişisel gelişim yöntemidir. Sırtım mı? Biraz daha iyi. Ya da o kadar uyuşmuş ki fark etmiyorum.

    📌 Sonuç:

    Hayat bazen bize “kendine iyi bak” der,

    Biz de onu ciddiye alıp kendimizi yoga matına yatırırız…

    Ama fark etmeden uykuya dalıyorsak, belki de bedenimiz “bırak gelişimi, biraz uyu be güzelim” diyordur.

    Ve evet:

    Uykuyla gelen gelişim de gelişimdir.

    (En azından ben öyle kabul ediyorum.)

  •  “Deniz Feneri Günlüğü: Yalnızım Ama Işıltılıyım!”

    Bazı insanlar yalnız kalınca kitap okur, bazıları yoga yapar, bazıları da Instagram’da 2007 doğumlu kedilere felsefe anlatır. Ama bir deniz feneri? O hep yalnız. Üstelik 360 derece yalnız.

    Deniz fenerleri, denizcilerin pusulası, martıların gözetleme kulesi, romantik film sahnelerinin de dram dozunu arttıran muhteşem yapılardır. Ama asıl görevleri gayet teknik: “Gelme, kayalık var!” demek. Bunu da göz kırpar gibi yaparlar; tabii romantik bir göz kırpma değil, “Bak hâlâ burada kayalık var” diye her 5 saniyede bir uyarı niteliğinde. Trafik lambasının empati yüklü versiyonu gibi düşünün.

    Fenerin CV’si:

    Pozisyon: Yol gösterici

    Lokasyon: Genellikle çok rüzgarlı, bol dalgalı, telefon çekmeyen bölgeler Çalışma saatleri: 7/24 Maaş: Şöhret ve martı pisliği

    Yan haklar: Ay ışığı, zaman zaman balıkçı hikâyeleri

    Tarihin Instagram Influencer’ı

    Antik Yunan’da bile “deniz feneri” kavramı vardı. Mısırlıların meşhur İskenderiye Feneri, zamanının Eiffel Kulesi gibiydi. Eğer milattan önce Instagram olsaydı, “#SunsetVibes #SafeHarbor #GlowUp” etiketleriyle story atardı.

    Deniz Feneri ile Bir Gün

    Düşünün, sabah uyanıyorsunuz. Çay yok, komşu yok, kahve de yok. Sadece rüzgar, tuz ve belki adını “Zeytin” koyduğunuz bir martı.

    Ama olsun. Siz bir görev insanısınız. O ışığı yakacak ve o gemiyi kurtaracaksınız. Sizi kimse alkışlamayacak ama olsun. Deniz size teşekkür etmese de, o gemi batmadıysa sizin yüzünüzden.

    Fenerler Neden Bu Kadar Hüzünlü?

    Belki de fenerleri bu kadar sevmemizin sebebi, onların sessiz ama kararlı duruşları. Hep oradalar. Hep ışık saçıyorlar. Hep birilerine yardım ediyorlar ama asla “Bak ben yaptım!” demiyorlar.

    Yani… bir nevi ışıklı introvertler diyebiliriz.

    Son Olarak;

    Bir gün hayat fırtına gibi eser, yönünüzü kaybedersiniz. İşte o zaman bir yerlerde bir deniz feneri vardır. Sizin için göz kırpar.

    Belki gerçek değil, belki metaforik… ama hep bir yol gösteren olur.

    Ve bazen en parlak ışık, en sessiz yerden gelir.

  • Kendini Kötü Hissedince Yapılacak 7 Nazik Şey!

    Kırılgan olduğun zamanlar da senin bir parçan. O hâline de iyi bak. Kahveni ya da çayını kap, başlıyoruz…

    1. ☕ Bir fincan sıcak bir şeyle durmak

    Kahve olur, çay olur, sıcak çikolata olur… Önemli olan: içini ısıtması. Fincanı iki elinle tut, bir süre sadece bak. Düşüncelerin yarışıyorsa, sen kahvenle yürümeye başla.
    Bonus: Fincanı biraz fazla özlediysen, o da seni özlemiş olabilir.

    2. ✍️ İçinden geçenleri yargılamadan yazmak

    “Bunu yazıyorum çünkü sinirim burnumda ama başka da çarem yok” diye başla. Günlük mü, kağıt mendil mi karar veremediğin şeyleri yaz. Gerekirse duygularına isim koy: “Hoş geldin öfke, köşede bekle.”
    En kötü ihtimalle: yazdıklarını sonra roman yaparsın. Dram hazır.

    3. 🧺 Küçük bir alanı toparlamak

    Hayır, evi baştan aşağı temizlemeye gerek yok. Bir köşe yeter. Yatak, masa, ya da o 3 gündür katlanmayı bekleyen çoraplar…
    Psikolojik destek yetmediğinde, Marie Kondo’dan yardım alırız artık.

    4. 🎧 Yumuşak bir çalma listesi açmak

    Sözsüz, sakin, biraz duygusal müzikler. Ama dikkat: yanlış listeye girip “aşk acısı çalma listesi” açarsan kendini 2008 MSN dönemi melankolisinde bulabilirsin.
    Kontrollü hüzün iyidir. Aşırıya kaçarsan battaniyeye sarılıp tavanla konuşmaya başlarsın.

    5. 🌿 Açıp camı biraz nefes almak

    Camı aç. Dışarıyı izle. Biri köpeğini gezdiriyor, diğeri market poşetini düşürdü, hayat devam ediyor. Sen de onun içindesin.
    İpucu: Temiz hava ruhun AirPods’udur. Şarjı biterse biz de biteriz.

    6. 📴 Bir saatliğine ekrandan uzaklaşmak

    Instagram seni kıyaslara boğduysa uzaklaş. Bir saatlik mini detoks bile beyin için SPA etkisi yapar.
    Hem ekranı bırakınca gerçekten çevrende çiçek açıyor. Şaka değil, en azından saksıda.

    7. 🫶 Kendine şunu demek: “Şu an zor bir an. Ama geçecek.”

    Bunu aynaya bakarak söyle. Sesin titrer mi? Olabilir. Gözlerin dolar mı? Olabilir. Ama geçecek.
    Not: Netflix dizileri bile biterken bu da geçer. Güven bana.

    💌 Son Olarak;

    Kendini kötü hissettiğinde hemen toparlanmak zorunda değilsin. Bazen yapabileceğin en güzel şey; yavaşlamak, biraz durmak ve “bugünlük bu kadar” diyebilmek.
    Kendine nazik ol. Çünkü zaten yeterince uğraşıyorsun. Bir de kendinle savaşma olur mu?

  • Seni etkileyen 3 kitap nedir ?

    Robin Sharma – Sabah 5 klübü
    Ahmet Şerif İzgören – İş Yaşamında 100 Kanguru
    Kimberley Feeeman – Kır Çiçeği Tepesi

    Sabah 5 Kulübü – Robin Sharma

    Bu kitap, disiplinin, sabah rutininin ve kişisel gelişimin önemini bana adeta yeniden öğretti. Güne erken başlamanın yalnızca bir alışkanlık değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesi olduğunu fark ettim. Kitaptaki karakterlerin dönüşüm yolculuğu, bana da değişimin mümkün olduğunu gösterdi. Sabah 5’te uyanmanın sadece fiziksel bir eylem değil, zihinsel bir dönüşüm olduğunu anladım. Kendime ayırdığım ilk saatlerin günün geri kalanını nasıl şekillendirdiğini bu kitapla deneyimledim.

    İş Yaşamında 100 Kanguru – Ahmet Şerif İzgören

    İş hayatında karşılaşılan durumları mizahi ama gerçekçi bir dille ele alan bu kitap, bana farklı bir bakış açısı kazandırdı. İzgören’in sade dili ve yaşanmış hikâyelerden yola çıkarak verdiği mesajlar, profesyonel yaşantımda daha bilinçli ve esnek olmamı sağladı. Kitaptaki “kanguru” metaforu, iş dünyasındaki sürprizlere hazırlıklı olmam gerektiğini, aynı zamanda olaylara çok yönlü bakabilmenin önemini gösterdi.

    Kır Çiçeği Tepesi – Kimberly Freeman

    Hayal gücünü ve duygusal derinliği harmanlayan bu roman, geçmişle bugünü iç içe geçirerek beni zamanlar arasında bir yolculuğa çıkardı. Kadın karakterlerin güçlü anlatımı, özellikle içsel direniş ve hayata tutunma çabaları beni derinden etkiledi. Kitap, duygusal bağ kurma gücümle birlikte, kendi hayatımdaki kökleri, aile bağlarını ve kişisel kimliğimi sorgulamama neden oldu. Aynı zamanda, geçmişin sırlarını çözmenin bugünkü kararlarımızı nasıl etkileyebileceğini fark ettim.

    Bu üç kitap, farklı yönlerden bana dokundu. Biri disiplinimi güçlendirdi, biri iş hayatındaki duruşumu şekillendirdi, diğeri ise duygusal dünyamı zenginleştirdi. Her biriyle kendimi yeniden keşfettim ve hayata dair yeni pencereler açtım. Gerçekten de kitaplar, yalnızca kelimelerden ibaret değil; bazen hayatın kendisi oluyorlar.