Etiket: time management

  • “Yaşam Kalitesini Artırmanın Anahtarı: Dengeyi Kurmak”

    Günümüzün hızlı ve yoğun yaşam temposunda kendimizi ihmal etmek kolay, dengeyi kurmak ise bir ihtiyaçtan çok bir zorunluluk haline geldi. Bu yazıda; beden, zihin ve ruh arasında sağlıklı bir uyum kurmanın yollarını keşfedecek, yaşam kaliteni artırmak için atabileceğin sade ama etkili adımlarla tanışacaksın.

    Denge

    Hayatın her alanında karşımıza çıkan ama çoğu zaman fark etmeden ihlal ettiğimiz temel bir kavram.

    Sağlıklı bir bedenin, huzurlu bir zihnin, doyurucu ilişkilerin ve sürdürülebilir bir yaşamın olmazsa olmazı.

    Peki nedir bu “denge” dediğimiz şey?

    🔍 Denge Nedir?

    Denge, herhangi bir şeyin aşırıya kaçmadan, eksik kalmadan, uyum içinde olmasıdır.

    Ne çok fazla ne çok az.

    Bir şeyin doğru oranla, doğru zamanda, doğru şekilde yerini bulmasıdır.

    Bu sadece fiziksel bir denge değil; duygusal, zihinsel, sosyal ve hatta ruhsal dengeyi de kapsar.

    🧭 Yaşamın Farklı Alanlarında Dengenin Önemi

    1. Beden ve Sağlık

    Aşırı yeme ya da aşırı diyet; her ikisi de bedeni dengeden çıkarır. Hareket ve dinlenme arasında kurulan denge, kasların gelişimini ve bağışıklık sistemini etkiler. Uykusuzluk da, fazla uyku da bedenin doğal ritmini bozar.

    Bilimsel Not: Homeostaz, bedenin iç dengesini koruma yetisidir. Vücut ısısından hormon seviyelerine kadar pek çok sistem bu dengeye göre çalışır.

    2. Zihinsel Denge

    Çok düşünmek zihni yorar, hiç düşünmemek ise gelişimi engeller. Sürekli hedef odaklı yaşamak kadar, tamamen amaçsız olmak da ruh sağlığını olumsuz etkiler. Zihinsel denge, düşüncelerle duyguların sağlıklı şekilde işlenmesinden geçer.

    Pratik Öneri: Günde 10 dakikalık meditasyon veya nefes egzersizi, zihinsel dengeyi korumada etkilidir.

    3. İnsan İlişkileri

    Aşırı fedakarlık, zamanla içsel tükenmişliğe neden olur. Herkesten uzak durmak da duygusal izolasyona yol açar. Sağlıklı ilişkiler, verme ve alma dengesine dayanır.

    Kendine Soru: Bir ilişkide sadece sen mi uğraşıyorsun, yoksa karşılıklı bir emek var mı?

    4. Duygular

    Üzüntüyü bastırmak kadar, sürekli onu yaşamak da dengeyi bozar. Mutluluğu takıntı haline getirmek, diğer duyguları yok saymak anlamına gelir. Duygusal denge; tüm duyguları tanımak, anlamak ve yönetebilmektir.

    Hatırlatma: Her duygu, geçici bir misafir gibidir. Gelir ve gider. Ona tutunmak ya da kaçmak değil; tanımak gerekir.

    5. Zaman Yönetimi ve Sosyal Yaşam

    Sürekli çalışmak üretkenliği değil, tükenmişliği getirir. Sürekli sosyalleşmek, iç sesinle bağını koparır. Zamanı dengeli kullanmak, yaşam kalitesini belirler.

    Uygulama Fikri: Haftanı planlarken; dinlenme, üretim ve eğlenceye eşit alan ayırmayı dene.

    🔄 Denge Kurulabilir mi?

    Evet, ama bir defalık değil.

    Denge, sabit bir hedef değil; sürekli ayarlanan bir süreçtir.

    Hayat değiştikçe, roller değiştikçe, sen değiştikçe denge noktaları da kayar.

    Önemli olan bu kaymaları fark edebilmek ve yeniden ayarlayabilmektir.

    ✍️ Kapanış

    Denge, hayatı akışında ve sağlıklı tutan görünmez bir mekanizmadır.

    Bizi tüketmeden, bizi bizden almadan yaşamamızı sağlar.

    Bazen durarak, bazen ilerleyerek, bazen sadece dinleyerek sağlanır.

    Kendine bugün küçük bir soru sor:

    “Şu an hangi alanda dengeye ihtiyacım var?”

    Bu sorunun cevabı, belki de yeni bir yolculuğun ilk adımıdır.

  • “Sırt Ağrımı Giderirken Kendimi Kaybettim: Yoga mı, Uyku mu, Kim Bilebilir?”

    Sırtım ağrıyor.

    Hayır, öyle “of koltuğa fazla oturdum” ağrısı değil…

    Bu, “hayat beni biraz fazla taşıttı” türünden derin bir sırt ağrısı.

    Ve tabii ki çözüm: sırt yogası.

    YouTube’da “10 dakikada omurga rahatlatan yoga” videosunu buldum. Eğitmen o kadar sakin ki, ben daha başlarken “Rahatla…” demesiyle neredeyse teslim oldum.

    Pozisyonlar geliyor:

    Kedi pozu, inek pozu…

    Ben o sırada düşünen bir ördek gibi hissediyorum ama boş ver, gelişim yolculuğu bu.

    Sırt biraz gevşedi, evet. Hatta öyle gevşedi ki…

    Dedim ki, şimdi 5 dakika meditasyon yapayım.

    Niyetim çok güzel: Nefes alacağım, zihnimi boşaltacağım, içsel benliğimle buluşacağım…

    Sonuç ne oldu derseniz:

    Nefes aldım.

    Zihnimi boşalttım.

    Ve içsel benliğimle birlikte bir uykuya geçiş yaptım.

    Yani evet… Meditasyonla birlikte REM uykusuna da ulaşabiliyormuşuz, bilgi olsun.

    🧘‍♀️ Kişisel Gelişim Notları:

    Yogada uzman değilim ama videonun yarısını ses yerine rüyada tamamladım. Meditasyonun gücüne inanıyorum, ama alarm kurmak da bir kişisel gelişim yöntemidir. Sırtım mı? Biraz daha iyi. Ya da o kadar uyuşmuş ki fark etmiyorum.

    📌 Sonuç:

    Hayat bazen bize “kendine iyi bak” der,

    Biz de onu ciddiye alıp kendimizi yoga matına yatırırız…

    Ama fark etmeden uykuya dalıyorsak, belki de bedenimiz “bırak gelişimi, biraz uyu be güzelim” diyordur.

    Ve evet:

    Uykuyla gelen gelişim de gelişimdir.

    (En azından ben öyle kabul ediyorum.)

  • Motivasyonum Kayboldu: Momentum Nasıl Yeniden Kazanılır?

    Bir sabah uyanırsın…
    Güneş parlıyor, kuşlar cıvıldıyor, kahven sıcacık… ama senin içinden hiçbir şey yapmak gelmiyor.

    Motivasyon?
    O, bavulunu toplamış, “Ben biraz kafamı dinlemeye gidiyorum” deyip seni ortada bırakmış.

    İşte bu yazı, kayıp motivasyonunu tekrar bulmana yardımcı olacak bir nevi “kayıp ilanı”, biraz gözleme, biraz kahve, bolca ironi içeriyor.


    1. Motivasyon Sandığın Kadar Sadık Değil

    Şunu bir kabul edelim: Motivasyon havalı bir arkadaş. Gelir, gider. Bazen gelirken yanına enerji, ilham, kahve aşkı da getirir… bazen de “Ben sadece uğradım, hemen kaçıyorum,” der.

    Çözüm mü?
    Onu beklememek. Sen harekete geç, sonra o kıskanır gelir. Motivasyon bir nevi egolu; seni koşarken görünce, “Aa ben de katılayım bari” diyor.


    2. Mini Görevler: Dev Dağları Dilimle

    Kendine şöyle bir görev verdin mi hiç?

    “Bugün romanımın ilk 9 bölümünü yazayım, aynı anda diyet yapayım ve finansal özgürlük kazanayım.”

    Yani???
    Hayır. Lütfen. Yapma bunu kendine.

    Motivasyon, küçük zaferleri sever. Mesela sadece bilgisayarı açmak. Ya da dosyanın adını değiştirmek.
    Başka hiçbir şey yapmasan bile o minik adım “Ben geldim” sinyali verir.


    3. “Yapıyormuş Gibi” Yap

    Psikolojik araştırmalar der ki (evet, birileri araştırmış gerçekten):
    Bir şeye başlıyormuş gibi davranmak, başlamaktan daha kolaydır.

    Yani:
    ✔ Kalemi eline al.
    ✔ Not defterini aç.
    ✔ YouTube’dan “çalışma müziği” aç.
    ✔ Gözlerinle hedefe odaklanmış gibi yap (istersen hafif kıs da, daha etkili olur).

    Sonra ne olur biliyor musun? Beyin: “Hmm galiba gerçekten çalışıyoruz?” der… ve çalışmaya başlarsın. Büyü gibi ama değil. Bilim gibi ama eğlenceli.


    4. İlham mı? İlham Şart Değil. İnternet Var.

    İlhamın geleceği yoksa, başka ilhamlara göz dik.
    Aç YouTube’da “başarılı sabah rutini”, gir Instagram’a “productive day reels” bak.

    Ama dikkat: Sadece 10 dakika! Sonra kendini Bali’de dijital göçebe olmayı araştırırken bulma, çünkü bu motivasyon değil, kaçış.


    5. “Sadece 5 Dakika” Stratejisi

    Kendine şunu de:

    “Sadece 5 dakika çalışacağım. Sonra dizi izlemeye devam ederim.”

    Spoiler: 5 dakika dolunca bazen bırakıyorsun. Ama çoğu zaman… devam ediyorsun.
    Neden? Çünkü başladın. Yokuşun başındaki ilk adımı attın. Momentum geldi.
    Ve momentum, motivasyonun cool kuzeni. Daha sadık, daha güçlü.


    6. Kapanış: Motivasyon Gittiğinde de Hayat Devam Ediyor

    Motivasyon seni terk ettiyse, panik yapma. O biraz nazlıdır. Ama sen ne yapacağını biliyorsun artık.

    Başla. Küçük başla. Abartma. Komik ol.
    Ve arada bir iç sesine şöyle de:

    “Bak dostum, motivasyon falan hak getire. Ama ben buradayım. Hadi bakalım!”


    Son Söz:
    Motivasyon gelir geçer ama çabaların iz bırakır.
    Bugün sadece minik bir şey yap… ve sonra üzerine bir kahve iç.
    Çünkü sen bunu hak ettin. Hem çabayı, hem kahveyi.

  • Kendini Sevmek: Neden ve Nasıl?

    Çünkü kimse senin kadar uğraşmaz.

    🎯 Önce “Neden?” Sorusuyla Başlayalım

    1. Çünkü başkası yapmayabilir.

    Gerçekçi olalım. Herkes yoğun. Bazısı kendini bile sevmeye vakit bulamıyor.

    O yüzden bu işi dış kaynaklara bırakmak tehlikeli.

    Sen kendini sev ki, başkaları seni sevdiğinde “Aaa süper denk geldi!” diyebilesin.

    2. Çünkü en uzun ilişkin… kendinle.

    Doğduğundan beri birliktesiniz. Uyumak, yemek yemek, boş boş bakmak… hep sen.

    Arayı düzelt, zira kendinle küs yaşanmaz. Trip atarsan da, barışmayı yine sen yapacaksın. Masraflı ve yorucu.

    3. Çünkü aynadaki kişi seni terk etmez.

    Er ya da geç herkes gider. Ama sen kalırsın.

    (En kötü ihtimalle, kuaföre gidersin. Ama geri dönersin.)

    🛠️ Peki, Kendini Sevmek Nasıl Olur?

    1. Sabah uyanınca kendine “Günaydın güzel insan” de.

    Evet, saç baş dağınık olabilir ama unutma: Dağınıklığın bile sana özgü.

    (Evin gibi düşün, her köşesi tanıdık.)

    2. Hatalarını Netflix dizisi gibi izle.

    “Bunu ben mi yaptım?” diye düşündüğün anlar olacak.

    Ama bir gün aynı şeyi kahkaha ata ata anlatacaksın.

    (Hatta belki bloga yazarsın. Mesela ben şu an onu yapıyorum.)

    3. ‘Hayır’ demeyi öğren.

    Kendini sevmenin en sade hali: istemediğin şeylere “Hayır” diyebilmek.

    “Gelemem, o gün kendime çay ısmarlayacağım.” diyebilmek… gerçek özgürlük.

    4. Kendine küçük sürprizler yap.

    Bir kahve, bir kitap, bir çiçek…

    Kendini şaşırt. “Aaa sen mi aldın? Ne kadar da düşüncelisin!” deyip gülümse.

    (Not: Bu ekonomiyle hâlâ kendine hediye alabiliyorsan, gerçekten büyük bir sevgisin.)

    5. Kendini başkalarıyla kıyaslama.

    Kimse sabah 08:00’de story atmaz. Atıyorsa da o gerçek değil.

    Senin ritmin yavaşsa, sen öylesin.

    Başkasına değil, kendine yetiş.

    💬 Sonuç: Sev Kendini, Yoksa Kimse Yerine Sevemez

    Kendini sevmek; süs değil, süslenmeden de iyi hissetmektir.

    Onay beklemeden “Ben buradayım.” diyebilmek.

    Bazen battaniyeye sarılıp, “Bugün moralim yok ama iyiyim.” diyebilmektir.

    Hazır bu kadar kendini sevmişken bir kahve koy, Spotify’dan “Kendine Notlar” çal ve bu yazıyı paylaş.

    Belki birileri de bugün ilk defa aynaya gülümser.

    💌

    Sevgiyle (önce kendine),

    Mindora

  • Seni etkileyen 3 kitap nedir ?

    Robin Sharma – Sabah 5 klübü
    Ahmet Şerif İzgören – İş Yaşamında 100 Kanguru
    Kimberley Feeeman – Kır Çiçeği Tepesi

    Sabah 5 Kulübü – Robin Sharma

    Bu kitap, disiplinin, sabah rutininin ve kişisel gelişimin önemini bana adeta yeniden öğretti. Güne erken başlamanın yalnızca bir alışkanlık değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesi olduğunu fark ettim. Kitaptaki karakterlerin dönüşüm yolculuğu, bana da değişimin mümkün olduğunu gösterdi. Sabah 5’te uyanmanın sadece fiziksel bir eylem değil, zihinsel bir dönüşüm olduğunu anladım. Kendime ayırdığım ilk saatlerin günün geri kalanını nasıl şekillendirdiğini bu kitapla deneyimledim.

    İş Yaşamında 100 Kanguru – Ahmet Şerif İzgören

    İş hayatında karşılaşılan durumları mizahi ama gerçekçi bir dille ele alan bu kitap, bana farklı bir bakış açısı kazandırdı. İzgören’in sade dili ve yaşanmış hikâyelerden yola çıkarak verdiği mesajlar, profesyonel yaşantımda daha bilinçli ve esnek olmamı sağladı. Kitaptaki “kanguru” metaforu, iş dünyasındaki sürprizlere hazırlıklı olmam gerektiğini, aynı zamanda olaylara çok yönlü bakabilmenin önemini gösterdi.

    Kır Çiçeği Tepesi – Kimberly Freeman

    Hayal gücünü ve duygusal derinliği harmanlayan bu roman, geçmişle bugünü iç içe geçirerek beni zamanlar arasında bir yolculuğa çıkardı. Kadın karakterlerin güçlü anlatımı, özellikle içsel direniş ve hayata tutunma çabaları beni derinden etkiledi. Kitap, duygusal bağ kurma gücümle birlikte, kendi hayatımdaki kökleri, aile bağlarını ve kişisel kimliğimi sorgulamama neden oldu. Aynı zamanda, geçmişin sırlarını çözmenin bugünkü kararlarımızı nasıl etkileyebileceğini fark ettim.

    Bu üç kitap, farklı yönlerden bana dokundu. Biri disiplinimi güçlendirdi, biri iş hayatındaki duruşumu şekillendirdi, diğeri ise duygusal dünyamı zenginleştirdi. Her biriyle kendimi yeniden keşfettim ve hayata dair yeni pencereler açtım. Gerçekten de kitaplar, yalnızca kelimelerden ibaret değil; bazen hayatın kendisi oluyorlar.

  • Konu: Cuma Motivasyonu: Haftayı Bitirdin, Excel Seni Bitirmesin! 😊

    Merhaba Değerli Arkadaşlarım,

    Yoğun bir haftayı daha geride bırakıyoruz.

    Pazartesi’den itibaren toplantılar, e-postalar, “çok kısa bir Zoom yapalım”lar derken hepimiz epey yorulduk — farkındayız!

    Ama bugün Cuma 🎉

    Artık yapılacaklar listesini değil, kahve kupanızı güncellemenin zamanı.

    Unutmayın; verimlilik kadar, mola vermek, nefes almak ve kendinize zaman ayırmak da başarıyı sürdürülebilir kılar.

    Hafta sonu şarj olmak için birebirdir — kendinize bu hakkı tanıyın.

    İyi dinlenmeler, mutlu Cumalar!

    Keyifli bir hafta sonu geçirmeniz dileğiyle,

    Mindora

    💼☕🌿

  • Kendinle Barışmak: İçindeki Gürültücü Komşuyla Anlaşmak

    Kendinle barışık mısın? Yani aynaya bakıp “Heh işte bu!” diyebiliyor musun? Yoksa hala aynada gördüğün kişiye laf sokup, iç sesinle kavga mı ediyorsun?

    Kendinle barışık olmak, bir tür iç huzur değil aslında… daha çok, içindeki o geveze eleştirmeni susturup “Hadi gel kahve içelim, barışalım” demek gibi. Çünkü hepimizin içinde bir “Neden böyle yaptın?”, “Saçın da hiç olmamış bugün” diyen biri var. Sakin ol, o iç ses herkeste var. Sadece bazıları onunla kahve içmeyi öğrenmiş.

    Kusurlarla Anlaşmak, Photoshop’la Uğraşmaktan Daha Kolay

    Kendinle barışmak, mükemmel olmakla ilgili değil. Zaten kim mükemmel ki? Sosyal medyada 87 filtreden geçmiş bir “günaydın” story’si dışında kimse o kadar pürüzsüz değil. Kulaklarının biri öbüründen yukarıdaysa, bunu artık genetik bir espri gibi kabul et. Eğlen kendinle.

    Hatalar mı? Onlar Zaten Full Paket Geliyor

    Kendini sevmek, “Ben asla hata yapmam” demek değil. Aksine, “Ben o hatayı da yaptım ama çok şey öğrendim” diyebilmek. Bazen yanlış kişiye güvenirsin, bazen gereksiz şeylere üzülürsün. Ama sonra dönüp dersin ki: “O gün ağladım ama şimdi aynı şeyi yaşasam güler geçerim.” Gelişim, budur işte.

    Kendini Sevmek = Biraz Da Umursamamak

    Kendinle barışmak, bazen dünyayı değil, sadece yastığını kurtarmak demektir. Her şeye yetişemezsin. Herkesi memnun edemezsin. Zaten niye ediyorsun? Sen devlet dairesi misin?

    Bir gün sadece “Bugün enerjim yok” deyip hiçbir şey yapmamak, kişisel gelişimin ta kendisidir. Çünkü kendine anlayış göstermek, büyümenin işaretidir. Sıkıldığında “sıkıldım” diyebilmektir barışmak. Çok basit ama çok devrimsel.

    Sonuç?

    Kendinle barışmak, gürültülü bir dünyada sessizce kendine sarılmaktır. O içindeki çatlak sesleri susturup, şöyle demektir:

    “Ben iyiyim böyle. Eksiklerimle, fazlalarımla, saçma sapan esprilerimle… Beni sevmeyen varsa, onlar düşünsün. Ben kendimi severim.”

    Not: Bu yazıdan sonra aynaya gidip “İyi ki sensin!” dersen… kimse yargılamaz. Ama yan odadakiler “Yine mi kendine konuşuyor bu?” diyebilir. Boş ver, onlar hâlâ iç sesleriyle küs.

  • “Çarşamba : Sabah 05:00: Kahve mi, Kader mi?”

    Merhaba, sevgili “güne erken başlayıp hayatını değiştireceğini düşünen ama aslında alarmı susturup yorgana gömülmek isteyen” dostum! Senin için özel olarak hazırladığım “Saat 5 Kişisel Gelişim Rutini: İlle de Gelişeceksem!” rehberine hoş geldin.

    05:00 – Alarm Çalıyor (Ama Neden?)

    Yatağın kenarında çalan o nefret dolu ses: “Haydi, bugün yeni bir sen doğuyor!”
    Sen: “Yeni bir ‘sen’ istemiyorum, eski halimle iki saat daha uyumak istiyorum.”
    Ama hayır! Kişisel gelişim kitapları “Başarılı insanlar 05:00’te kalkar!” dedi. Peki ya senin ruhun 07:00’den önce bedene girmiyorsa? Sorun yok, kendini zorla!

    05:15 – Soğuk Duş (Ya Da Donma Töreni)

    “Soğuk duş metabolizmayı hızlandırır, disiplin kazandırır!” diyorlar. Sen ise titreyerek:
    “Acaba hipotermi de kişisel gelişim sayılır mı?”
    Banyodan çıkarken artık hem uyanıksın hem de donmuş bir ceset gibi hissediyorsun. Muhteşem!

    05:30 – Meditasyon (Yani Oturup ‘Ben Ne Yapıyorum?’ Diye Düşünmek)

    Gözlerini kapatıyorsun, derin nefes alıyorsun… Aklına gelen tek şey:
    “Kahvaltıda simit mi yesem, tost mu? Acaba ofiste çay parası veriyor muyduk?”
    “Zihnini boşaltmalısın!” diyen gurular, senin zihninin bir kargaşa sirk olduğunu bilmiyorlar.

    06:00 – Koşuya Çık (Ya Da Mahallede ‘Şüpheli Kişi’ İlan Edil)

    Karanlıkta koşarken etraftaki köpekler sana havlayıp “Bu saatte ne işin var?” diye sorguluyor.
    Sen: “Sağlıklı yaşam için!”
    Köpek: “Ben öyle bir hayat istemiyorum.”

    06:30 – Kitap Oku (Gözlerin Açık, Beynin Kapalı)

    Kişisel gelişim kitabındaki “Limitlerini zorla!” cümlesini okurken, beynin “Benim limitim sabah 07:00’den önce çalışmıyor.” diye isyan ediyor.

    07:00 – Kahvaltı (Yani Hızlıca Bir Şeyler Atıştırıp İşe Yetişme Telaşı)

    “Avokadolu tost ve chia tohumlu smoothie” hayaliyle başladığın gün, elinde poğaça ve 3. bardak çayla son buluyor. Sorun değil, yarın yine denersin! (Spoiler: Denemeyeceksin.)

    07:30 – İşe Varış (Ve Asıl Trajedi Başlıyor)

    Ofise geldiğinde mesai arkadaşları: “Nasıl bu kadar enerjiksin?”
    Sen, içten içe ölerek: “Kişisel gelişim diye bir şey deniyormuş…”

    Sonuç:
    Eğer bu rutini 21 gün yaparsan alışkanlık kazanırmışsın. Ama 3. gün “Ben zaten geliştim, yeter!” deyip vazgeçersen, kendini suçlu hissetme. Çünkü gerçek kişisel gelişim, sabah 05:00’te kalkmadan da olur. (Mesela, “Ben alarmı erteleyerek sabrımı geliştiriyorum!” diyebilirsin.)

    Not: Bu rutini deneyip 1 hafta dayanabilirsen, zaten başarılı sayılırsın. Dayanamazsan, “Ben akışıma güveniyorum!” de ve güzel bir uyku çek. 😊

    Kahve olmadan kişisel gelişim olmaz!

  • Pazartesi bitti, hayatta kaldık!

    Kendinizi tebrik edin, zira haftanın en sinsi günü olan Pazartesi’yi atlattınız. Bu, Everest’e terliklerle tırmanmak gibi bir şey. Ama başardınız!

    Salı mı? O, Pazartesi’nin kuzeni. Ama artık gardımızı aldık. Çarşamba desen, haftanın tam ortası; psikolojik olarak “az kaldı” moduna giriyoruz. Perşembe zaten Cuma’nın ön gösterimi. Cuma? Ah, o artık bir ödül!

    Unutmayın: Haftanın her günü bir fırsat. Kim bilir, belki Salı sabahı harika bir fikir bulursunuz. Belki Çarşamba gülmekten karnınız ağrır. Belki Perşembe birine ilham olursunuz.

    Kendinize güvenin, gülümsemeyi unutmayın. Çünkü en iyi versiyonunuz, iyi hisseden halinizdir.

    Haftaya damganızı vurun, ama kahvenizi de eksik etmeyin!

  • Cumartesi: Kişisel Gelişim mi, Kahvaltı mı?

    Kişisel gelişim kitapları “erken kalk, hedef koy, güne yön ver” der.

    Cumartesi ise “biraz daha uyu, kahvaltı zaten günün zirvesi” diye fısıldar.

    Hafta içi 6:30’da alarma uyanan biz, Cumartesi sabahı 10:45’te gözümüzü aralayıp “bugün verimli geçecek” der, sonra tekrar uyuruz.

    Hedef: Kitap okumak, yürüyüş yapmak, üretken olmak.

    Gerçek: 2 saat Instagram, 1 saat kahve, 3 saat “bir şey izleyeyim” derken akşam.

    Ama belki de Cumartesi, asıl gelişimi hatırlatır:

    Rahatlamak, yavaşlamak, hayattan keyif almak da bir beceridir.

    Yani evet, Cumartesi günü kişisel gelişim biraz bekleyebilir. Ama kahvaltı soğumadan gelmek lazım.