Hayır, öyle “of koltuğa fazla oturdum” ağrısı değil…
Bu, “hayat beni biraz fazla taşıttı” türünden derin bir sırt ağrısı.
Ve tabii ki çözüm: sırt yogası.
YouTube’da “10 dakikada omurga rahatlatan yoga” videosunu buldum. Eğitmen o kadar sakin ki, ben daha başlarken “Rahatla…” demesiyle neredeyse teslim oldum.
Pozisyonlar geliyor:
Kedi pozu, inek pozu…
Ben o sırada düşünen bir ördek gibi hissediyorum ama boş ver, gelişim yolculuğu bu.
Sırt biraz gevşedi, evet. Hatta öyle gevşedi ki…
Dedim ki, şimdi 5 dakika meditasyon yapayım.
Niyetim çok güzel: Nefes alacağım, zihnimi boşaltacağım, içsel benliğimle buluşacağım…
Sonuç ne oldu derseniz:
Nefes aldım.
Zihnimi boşalttım.
Ve içsel benliğimle birlikte bir uykuya geçiş yaptım.
Yani evet… Meditasyonla birlikte REM uykusuna da ulaşabiliyormuşuz, bilgi olsun.
🧘♀️ Kişisel Gelişim Notları:
Yogada uzman değilim ama videonun yarısını ses yerine rüyada tamamladım. Meditasyonun gücüne inanıyorum, ama alarm kurmak da bir kişisel gelişim yöntemidir. Sırtım mı? Biraz daha iyi. Ya da o kadar uyuşmuş ki fark etmiyorum.
📌 Sonuç:
Hayat bazen bize “kendine iyi bak” der,
Biz de onu ciddiye alıp kendimizi yoga matına yatırırız…
Ama fark etmeden uykuya dalıyorsak, belki de bedenimiz “bırak gelişimi, biraz uyu be güzelim” diyordur.
Robin Sharma – Sabah 5 klübü Ahmet Şerif İzgören – İş Yaşamında 100 Kanguru Kimberley Feeeman – Kır Çiçeği Tepesi
Sabah 5 Kulübü – Robin Sharma
Bu kitap, disiplinin, sabah rutininin ve kişisel gelişimin önemini bana adeta yeniden öğretti. Güne erken başlamanın yalnızca bir alışkanlık değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesi olduğunu fark ettim. Kitaptaki karakterlerin dönüşüm yolculuğu, bana da değişimin mümkün olduğunu gösterdi. Sabah 5’te uyanmanın sadece fiziksel bir eylem değil, zihinsel bir dönüşüm olduğunu anladım. Kendime ayırdığım ilk saatlerin günün geri kalanını nasıl şekillendirdiğini bu kitapla deneyimledim.
İş Yaşamında 100 Kanguru – Ahmet Şerif İzgören
İş hayatında karşılaşılan durumları mizahi ama gerçekçi bir dille ele alan bu kitap, bana farklı bir bakış açısı kazandırdı. İzgören’in sade dili ve yaşanmış hikâyelerden yola çıkarak verdiği mesajlar, profesyonel yaşantımda daha bilinçli ve esnek olmamı sağladı. Kitaptaki “kanguru” metaforu, iş dünyasındaki sürprizlere hazırlıklı olmam gerektiğini, aynı zamanda olaylara çok yönlü bakabilmenin önemini gösterdi.
Kır Çiçeği Tepesi – Kimberly Freeman
Hayal gücünü ve duygusal derinliği harmanlayan bu roman, geçmişle bugünü iç içe geçirerek beni zamanlar arasında bir yolculuğa çıkardı. Kadın karakterlerin güçlü anlatımı, özellikle içsel direniş ve hayata tutunma çabaları beni derinden etkiledi. Kitap, duygusal bağ kurma gücümle birlikte, kendi hayatımdaki kökleri, aile bağlarını ve kişisel kimliğimi sorgulamama neden oldu. Aynı zamanda, geçmişin sırlarını çözmenin bugünkü kararlarımızı nasıl etkileyebileceğini fark ettim.
Bu üç kitap, farklı yönlerden bana dokundu. Biri disiplinimi güçlendirdi, biri iş hayatındaki duruşumu şekillendirdi, diğeri ise duygusal dünyamı zenginleştirdi. Her biriyle kendimi yeniden keşfettim ve hayata dair yeni pencereler açtım. Gerçekten de kitaplar, yalnızca kelimelerden ibaret değil; bazen hayatın kendisi oluyorlar.
Kendinle barışık mısın? Yani aynaya bakıp “Heh işte bu!” diyebiliyor musun? Yoksa hala aynada gördüğün kişiye laf sokup, iç sesinle kavga mı ediyorsun?
Kendinle barışık olmak, bir tür iç huzur değil aslında… daha çok, içindeki o geveze eleştirmeni susturup “Hadi gel kahve içelim, barışalım” demek gibi. Çünkü hepimizin içinde bir “Neden böyle yaptın?”, “Saçın da hiç olmamış bugün” diyen biri var. Sakin ol, o iç ses herkeste var. Sadece bazıları onunla kahve içmeyi öğrenmiş.
Kusurlarla Anlaşmak, Photoshop’la Uğraşmaktan Daha Kolay
Kendinle barışmak, mükemmel olmakla ilgili değil. Zaten kim mükemmel ki? Sosyal medyada 87 filtreden geçmiş bir “günaydın” story’si dışında kimse o kadar pürüzsüz değil. Kulaklarının biri öbüründen yukarıdaysa, bunu artık genetik bir espri gibi kabul et. Eğlen kendinle.
Hatalar mı? Onlar Zaten Full Paket Geliyor
Kendini sevmek, “Ben asla hata yapmam” demek değil. Aksine, “Ben o hatayı da yaptım ama çok şey öğrendim” diyebilmek. Bazen yanlış kişiye güvenirsin, bazen gereksiz şeylere üzülürsün. Ama sonra dönüp dersin ki: “O gün ağladım ama şimdi aynı şeyi yaşasam güler geçerim.” Gelişim, budur işte.
Kendini Sevmek = Biraz Da Umursamamak
Kendinle barışmak, bazen dünyayı değil, sadece yastığını kurtarmak demektir. Her şeye yetişemezsin. Herkesi memnun edemezsin. Zaten niye ediyorsun? Sen devlet dairesi misin?
Bir gün sadece “Bugün enerjim yok” deyip hiçbir şey yapmamak, kişisel gelişimin ta kendisidir. Çünkü kendine anlayış göstermek, büyümenin işaretidir. Sıkıldığında “sıkıldım” diyebilmektir barışmak. Çok basit ama çok devrimsel.
Sonuç?
Kendinle barışmak, gürültülü bir dünyada sessizce kendine sarılmaktır. O içindeki çatlak sesleri susturup, şöyle demektir:
“Ben iyiyim böyle. Eksiklerimle, fazlalarımla, saçma sapan esprilerimle… Beni sevmeyen varsa, onlar düşünsün. Ben kendimi severim.”
Not: Bu yazıdan sonra aynaya gidip “İyi ki sensin!” dersen… kimse yargılamaz. Ama yan odadakiler “Yine mi kendine konuşuyor bu?” diyebilir. Boş ver, onlar hâlâ iç sesleriyle küs.
Merhaba, sevgili “güne erken başlayıp hayatını değiştireceğini düşünen ama aslında alarmı susturup yorgana gömülmek isteyen” dostum! Senin için özel olarak hazırladığım “Saat 5 Kişisel Gelişim Rutini: İlle de Gelişeceksem!” rehberine hoş geldin.
05:00 – Alarm Çalıyor (Ama Neden?)
Yatağın kenarında çalan o nefret dolu ses: “Haydi, bugün yeni bir sen doğuyor!” Sen: “Yeni bir ‘sen’ istemiyorum, eski halimle iki saat daha uyumak istiyorum.” Ama hayır! Kişisel gelişim kitapları “Başarılı insanlar 05:00’te kalkar!” dedi. Peki ya senin ruhun 07:00’den önce bedene girmiyorsa? Sorun yok, kendini zorla!
05:15 – Soğuk Duş (Ya Da Donma Töreni)
“Soğuk duş metabolizmayı hızlandırır, disiplin kazandırır!” diyorlar. Sen ise titreyerek: “Acaba hipotermi de kişisel gelişim sayılır mı?” Banyodan çıkarken artık hem uyanıksın hem de donmuş bir ceset gibi hissediyorsun. Muhteşem!
05:30 – Meditasyon (Yani Oturup ‘Ben Ne Yapıyorum?’ Diye Düşünmek)
Gözlerini kapatıyorsun, derin nefes alıyorsun… Aklına gelen tek şey: “Kahvaltıda simit mi yesem, tost mu? Acaba ofiste çay parası veriyor muyduk?” “Zihnini boşaltmalısın!” diyen gurular, senin zihninin bir kargaşa sirk olduğunu bilmiyorlar.
06:00 – Koşuya Çık (Ya Da Mahallede ‘Şüpheli Kişi’ İlan Edil)
Karanlıkta koşarken etraftaki köpekler sana havlayıp “Bu saatte ne işin var?” diye sorguluyor. Sen: “Sağlıklı yaşam için!” Köpek: “Ben öyle bir hayat istemiyorum.”
06:30 – Kitap Oku (Gözlerin Açık, Beynin Kapalı)
Kişisel gelişim kitabındaki “Limitlerini zorla!” cümlesini okurken, beynin “Benim limitim sabah 07:00’den önce çalışmıyor.” diye isyan ediyor.
“Avokadolu tost ve chia tohumlu smoothie” hayaliyle başladığın gün, elinde poğaça ve 3. bardak çayla son buluyor. Sorun değil, yarın yine denersin! (Spoiler: Denemeyeceksin.)
07:30 – İşe Varış (Ve Asıl Trajedi Başlıyor)
Ofise geldiğinde mesai arkadaşları: “Nasıl bu kadar enerjiksin?” Sen, içten içe ölerek: “Kişisel gelişim diye bir şey deniyormuş…”
Sonuç: Eğer bu rutini 21 gün yaparsan alışkanlık kazanırmışsın. Ama 3. gün “Ben zaten geliştim, yeter!” deyip vazgeçersen, kendini suçlu hissetme. Çünkü gerçek kişisel gelişim, sabah 05:00’te kalkmadan da olur. (Mesela, “Ben alarmı erteleyerek sabrımı geliştiriyorum!” diyebilirsin.)
Not: Bu rutini deneyip 1 hafta dayanabilirsen, zaten başarılı sayılırsın. Dayanamazsan, “Ben akışıma güveniyorum!” de ve güzel bir uyku çek. 😊
Kendinizi tebrik edin, zira haftanın en sinsi günü olan Pazartesi’yi atlattınız. Bu, Everest’e terliklerle tırmanmak gibi bir şey. Ama başardınız!
Salı mı? O, Pazartesi’nin kuzeni. Ama artık gardımızı aldık. Çarşamba desen, haftanın tam ortası; psikolojik olarak “az kaldı” moduna giriyoruz. Perşembe zaten Cuma’nın ön gösterimi. Cuma? Ah, o artık bir ödül!
Unutmayın: Haftanın her günü bir fırsat. Kim bilir, belki Salı sabahı harika bir fikir bulursunuz. Belki Çarşamba gülmekten karnınız ağrır. Belki Perşembe birine ilham olursunuz.
Kendinize güvenin, gülümsemeyi unutmayın. Çünkü en iyi versiyonunuz, iyi hisseden halinizdir.
Haftaya damganızı vurun, ama kahvenizi de eksik etmeyin!
Çünkü bir insan hem sabah 5’te kalkıp kitap yazıyor, hem de bunu keyifle anlatabiliyorsa… orada kesin bir sihir vardır! Kendisiyle bir kahve içip (muhtemelen matcha tercih eder), şu meşhur “zihinsel disiplini” nasıl koruduğunu sormak isterdim. Belki bana da o içsel GPS’ini paylaşır diye umut ediyorum, çünkü benimki sabah alarmına bile tepki vermiyor.
Ayrıca günlük rutininde neleri önceliklendirdiğini öğrenmek isterdim. Belki ben de sabahları Instagram yerine ilhamla uyanmayı başarırım. Ve tabii, zorluklarla başa çıkarken kullandığı o gizli stratejileri de not alırdım—bir yandan içsel fırtınalarla boğuşurken bir yandan da sükûnet içinde oturmak, bildiğin ninja becerisi.
Kısacası, onunla bir konuşma sadece ilham vermezdi; belki hayatıma da küçük bir “Ferrari ruhu” katardı!
Seninle başlar her şey. Dışarıdaki dünya seni şekillendirmeye çalışsa da, asıl değişim içeriden gelir. Hayat kolay değil. Her gün karşına çıkan olaylar, insanlar, belirsizlikler seni zorluyor. Ve evet, tahammül sınırların daralıyor. Ufak şeyler bile bazen koca bir fırtına gibi kopuyor içinde. Normal. Çünkü sen insansın.
“Duygular düşman değildir. Onlar, bize bir şeylerin yanlış gittiğini anlatan habercilerdir.” – Brene Brown
Tahammülsüzlük, çoğu zaman bastırılmış yorgunluğun dışa vurumudur. Sadece olan bitene değil, kendi içinde çözülmemiş duygulara da tepkidir. Biri sesini biraz yükselttiğinde, geçmişte duyduğun o ton aklına gelir belki. Ya da ertelenmiş bir huzursuzluk, en olmadık anda patlar.
Ama burada kritik bir fark var: Tepki mi veriyorsun, farkındalıkla mı davranıyorsun? Çünkü kişisel gelişim, her şeye gülümsemek ya da pozitif kalmak değildir. Asıl mesele, ne hissettiğini bilmek ve onu yönetebilmektir.
“İnsan kendi içinde savaşmadıkça, dışarıdaki savaşları kazanamaz.” – Carl Jung