Etiket: motivation

  • İyimserlik gerçekten her şeye yeter mi?

    Candide, Voltaire’in kör iyimserliği sorguladığı kısa ama etkisi büyük bir romandır.

    Başkahraman Candide, hocası Pangloss’tan “Bu dünya mümkün olan en iyi dünyadır” düşüncesini öğrenerek büyür. Ancak hayat, ona bunun tam tersini tekrar tekrar gösterir.

    Savaşlar, doğal afetler, hastalıklar, adaletsizlikler ve kayıplar…

    Candide ne kadar iyimser kalmaya çalışsa da yaşadıkları, bu felsefenin gerçeklikle uyuşmadığını ortaya koyar.

    Romanın sonunda Voltaire, büyük teorilerden çok eyleme işaret eder:

    “Bahçemizi ekip biçmeliyiz.”

    Yani:

    Dünyayı olduğu gibi kabullenmek yerine Hayatımızdan sorumluluk almak, Çalışmak, üretmek ve somut fayda yaratmak gerekir…

  • 🌙 Yumuşak Bir Kalbe Sahip Olmak Güçsüzlük Değil!

    ✨ Yumuşaklığı Yanlış Tanımlayan Bir Dünya

    Birçoğumuz büyürken “duygularını belli etme”, “sert ol”, “kimseye güvenme” gibi cümlelerle karşılaştık.

    Sanki güçlü olmanın formülü:

    duvar örmek + az konuşmak + hiç incinmemekmiş gibi…

    Oysa yıllar içinde fark ettik ki gerçek güç, en çok saklanmaya çalışılan yerde: kalbin yumuşaklığında.

    Yumuşak kalp; çabuk kırılan değil, çabuk hissedebilen, çabuk bağ kurabilen, çabuk iyileşebilen bir kalptir.

    Bu da bir zayıflık değil, tamamen bir dayanıklılık şeklidir.

    🌿 Yumuşak Kalp Ne Demektir?

    Yumuşak bir kalbe sahip olmak, hayatı pembe gözlüklerden görmek değildir.

    Aksine:

    hissetmeye izin vermek, incinme ihtimaline rağmen sevmek, kırılmamak için değil, bağ kurmak için yaklaşmak, iç sesini susturmadan dinlemek

    demektir.

    Kendine karşı nazik olmayı öğrenmiş insanların gözleri hep farklı parlar.

    Sanki içlerinde kırılganlıkla güç arasındaki o ince çizgiye bir kamp kurmuş gibidirler.

    ☁️ Neden Güçlü Bir Özelliktir?

    ✔ Çünkü duygularını saklamaz, kabul eder.

    Duygularını bastırmak kolaydır; hissetmeye izin vermek cesaret ister.

    Yumuşak kalp bu cesaretin ta kendisidir.

    ✔ Empatisi yüksektir.

    Bir başkasını gerçekten anlamak, tahmin ettiğimizden çok daha büyük bir güç.

    Yumuşak kalpli insanlar dinlemenin gücünü bilir.

    ✔ Dirençlidir.

    Sert olan kırılır.

    Yumuşak olan esner, toparlanır, yeniden başlar.

    ✔ Kriz anlarında çözüm üretir.

    Sakin kalabilmek, aceleyle duvar örmemek… Bunlar gerçek dayanıklılıktır.

    🌙 Yanlış Anlaşılmanın Getirdiği Sessiz Güç

    Yumuşak kalpliler genelde yanlış anlaşılır:

    “Fazla düşünceli”, “fazla iyi”, “fazla hassas”…

    Bu etiketlerin ortak noktası:

    fazla olmak.

    Ama kimse soruyu şu şekilde sormaz:

    “Fazla nazik olmanın bir sakıncası var mı?”

    Oysa nazik olmak zayıflık değil, akıllıca seçilmiş bir duruştur.

    Ve çoğu zaman yumuşak insanlar:

    gerektiğinde çok net konuşur, sınır çizer, karar verir, yürür gider…

    Ama bunu hiçbir zaman kibirle değil, dingin bir olgunlukla yaparlar.

    🌟 Kendine Yumuşak Olmayı Öğretmek

    Kendine yumuşak davranmak, en az başkalarına yumuşak davranmak kadar önemlidir.

    Bunun için:

    duygularını küçümsemeyi bırak, yorulduğunda durmayı öğren, kendini suçlamadan dinlen, kırıldığında bunu fark et ama kırgınlığında kaybolma, bir gün iyi hissetmediğinde bile kendine sarılmayı bil.

    Çünkü yumuşak bir kalp önce kendine karşı nazik oldukça güçlenir.

    ✨ Mindoras’ın Mini Öğüdü

    “Sert görünmek seni korumaz, ama yumuşak kalbin hep yolunu bulur.

    Nazik olmak bir seçenek değil; içindeki derin gücün kanıtıdır.”

    🌙 Sonuç: Yumuşaklık Güçsüzlük Değil, Farklı Bir Güç Türü

    Yumuşak kalbe sahip olmak; herkesi mutlu etmek, kendini feda etmek ya da saf olmak demek değildir.

    Bu, dünyayı daha hassas bir yerden görmek demektir.

    Ve bu hassasiyet, kararlılıkla birleştiğinde fazlasıyla güçlü bir şeye dönüşür.

    Sert görünenler değil, yumuşak kalbini koruyabilenler hayatta daha derin izler bırakır.

  • 🌙 Mutluluk Bir Varış Noktası Değil, Yolun Üzerinde Bir Banktır

    Biz hep mutluluğu bir “oraya varınca olacak şey” sandık.

    Mezun olunca, evlenince, o işe girince, o evi alınca…

    Yani hep “bir gün” geldiğinde her şeyin yerli yerine oturacağını düşündük.

    Ama “bir gün” geldiğinde fark ettik ki, mutluluk o sırada geçtiğimiz yerlerdeymiş.

    Mutluluk, Arada Verilen Mola Gibi

    Hani yolda giderken bir anda kahve molası verirsin ya…

    O kısa durakta güneş yüzüne vurur, içinden bir huzur geçer, “iyi ki buradayım” dersin.

    İşte mutluluk tam da o anda, hiç planlamadığın yerde ortaya çıkar.

    Sen farkında bile olmadan, bir bakışta, bir şarkıda, bir sessizlikte.

    🌿 Biz Hâlâ “Sonraki Durağı” Bekliyoruz

    Sürekli bir sonraki adımı düşünüyoruz:

    “Biraz daha sabredeyim, o zaman mutlu olacağım.”

    “Biraz daha çalışayım, o zaman dinleneceğim.”

    “Biraz daha sevileyim, o zaman kendimi seveceğim.”

    Oysa mutluluk, o “biraz”ın içinde gizli.

    Bir kahkahanın ortasında, pencereden giren rüzgârda,

    belki de sabah uyandığında aklından geçen ilk düşüncede.

    💫 Yol Güzelse, Varış Gerekmez

    Mutluluk aslında bir sonuç değil, bir akış hâli.

    Ne kadar çok “ulaşmaya” çalışırsan, o kadar uzaklaşıyor.

    Ama yürümeye izin verirsen, sen fark etmeden yanına oturuyor.

    Sessizce, sade bir dost gibi.

    🌸 Mindora’s Notu:

    Hayat bazen “varmak” değil, sadece “devam etmek”tir.

    Ve mutluluk da, bu yolun üzerindeki küçük bankta,

    senin oturup nefes aldığın o bir dakika içindedir. 🌿

    “Belki de önemli olan varacağın yer değil, oraya kim olarak yürüdüğündür.”

  • “Ne İstediğini Bilmek: Hepimiz Biraz Kararsızlar Kulübü Üyesiyiz”

    Hadi dürüst olalım:

    Hayatta ne istediğimizi biliyor olsak, şu an “Acaba kahve mi içsem… yoksa hayatımı mı değiştirsem?” ikilemlerinde kaybolmazdık.

    Bir gün “Spora başlıyorum!”, ertesi gün “Ama bugün ben değil” modundayız.

    Bir gün “Minimalist olacağım!”, ertesi gün indirimde diye 17 tane aynı renkte çorap alıyoruz.

    Ne istediğini bilmek, modern insanın epik görevi.

    Bir nevi kendi hayatımızın final boss’u.

    Üstelik yan görevler hiç bitmiyor:

    🔺Okulu bitir

    🔺İş bul

    🔺Aşk bul

    🔺Kendini bul

    🔺Sonra kaybetmeden devam et 🙃

    Kararsızlık Yeni Normal mi?

    Eskiden hayat basitti:

    “Büyüyünce ne olacaksın?”

    — “Doktor.”

    Şimdi?

    “Yani… remote çalışsam ama ruhuma da iyi gelse… bir yandan da influencersam… ama toksik görünmesem…”

    Kafamızdaki seçenek sayısı: 7.834.221

    Kalbimizin olgunluk seviyesi: pending 🕣

    Asıl Sorun: Çok Fazla Seçenek!

    Netflix açıyoruz:

    Film mi? Dizi mi?

    Belgesel mi? Yoksa gerçek suç hikayesi mi?

    Sonuç: Uyuyakaldık.

    Restorana gidiyoruz:

    Menü 14 sayfa.

    Her şey güzel.

    Sonuç: Garsonun önerdiğini söylüyoruz.

    Hayat da böyle işte.

    Seçenek çok → kafa karışık → kendine dönmek zorlaşıyor.

    Peki, Nasıl Bulacağız Ne İstediğimizi?

    📌 Ufak ama etkili bir liste:

    1️⃣ İç sesini aç, dış sesleri kısmayı öğren

    2️⃣ Başkalarının “mükemmel” hayatlarına değil, seninkine bak

    3️⃣ “Yanlış seçim” diye bir şey yok — deneyim var

    4️⃣ Büyük değişim değil → küçük adımlar

    5️⃣ Kendine karşı sabırlı ol (Herkes çözemedi henüz)

    Çünkü bazen bir kahve alıp “N’apıyoruz biz?” diye düşünmek bile ilerlemektir.

    Son Söz:

    Ne istediğini bulmak bir yolculuk…

    Ama kim söylemiş hedefe varınca eğlenceli olacağını? 🎢

    Asıl keyif:

    Denemek, yanılmak, güldükçe yeniden başlamak.

    Ve unutma:

    Kararsız olmamız, hala seçeneklerimiz olduğu anlamına geliyor.

    Bence bu şahane 💛

  • “Arayı Açtık Ama Kopmadık: Mindoras Günlüklerine Dönüş Hikayesi”

    Merhaba sevgili Mindoras yolcusu! 🎈
    Uzun zamandır yoktum. Hani şu “iki dakika dinleneceğim” deyip 8 ay ortadan kaybolan insan tipi vardır ya… işte ben. Ama merak etmeyin, kayboluşum sırasında Mars’a falan gitmedim. Sadece hayat, çok ilginç yan görevler çıkardı:
    Mini bosslarla savaş, enerji barı sıfıra inme, level atlamaya çalışırken tuşların bozulması gibi…

    Ve şunu fark ettim:

    Zaman geçiyor. Biz takip etmek yerine bazen sadece göz kırpıyoruz.

    Ara verdiğim bu dönemde biriktirdiklerim oldu:

    • Biraz tecrübe
    • Biraz kahkaha
    • Biraz gözyaşı
    • Ve bol bol iç ses
      (İç sesim çok konuşuyor, yakında ona da sözleşme yapabilirim.)

    Şimdi geri döndüm çünkü içimde bir ses durmadan şunu fısıldıyordu:
    “Yaz, yaz, yaz… insanın aklı yazınca düzeliyor.”

    Belki hayat hepimizi sağa sola savuruyor.
    Belki motivasyonumuz arada bir tatile çıkıyor.
    Belki bazen hiçbir şey yapmadan “hiçliğin yogası”nı tercih ediyoruz.

    Ama dönmek…
    İşte en güzel cesaret bu.

    Mindoras bundan böyle:

    • Biraz kişisel gelişim
    • Biraz mizah
    • Biraz beynin oyunları
    • Ve çokça biz neysek o

    olacak.

    Klişeye bağlamak istemem ama…
    Bazen insan kendine dönmek için kaybolur.

    Ben döndüm.
    Kahven varsa iç, yoksa çay koy.
    Beraber toparlanacağız, söz.
    Yeni yazılar yakında geliyor.

    Mindoras yeniden yayında.
    Ve bu defa tam burada, tam şimdi. ✨

    Mindoras Notu:
    Hayat bir oyunsa… “continue” tuşuna bastım.
    Sıra sende. Sen de bastın mı?

  • Küçük Adımların Büyüsü

    Hedeflerimiz genelde gözümüzde büyür. “Bir gün yaparım” dediğimiz hayaller, büyük adımlar beklediğimiz için hep ertelenir. Oysa hayatın değişimi, çoğu zaman küçük adımlarla başlar.

    Bir kitabı bitirmek için önce ilk sayfayı açmak gerekir. Sağlıklı yaşamak için uzun bir maratona çıkmak değil, günün birinde 10 dakikalık bir yürüyüş yapmak yeterlidir. Büyük dönüşümler, küçük seçimlerin tekrar tekrar yan yana gelmesiyle inşa olur.

    Küçük adımlar, bize şunu hatırlatır: “Şimdi başla.” Çünkü en önemli olan, mükemmel bir plan değil, harekete geçmektir. Her gün atılan minik bir adım, bir yıl sonra koca bir yolculuğa dönüşür.

    Ve belki de en güzeli şudur: Küçük adımlar, bizi yormaz, gözümüzü korkutmaz, sürdürülebilir bir yol açar. Bir gün fark ederiz ki, ufak tefek çabalarımız bir araya gelmiş ve hayatımızın yönünü değiştirmiştir.

    Unutma, sihir büyük adımlarda değil; sabırla, inatla ve istikrarla atılan küçük adımların büyüsünde saklıdır.

    Bugün atabileceğin üç küçük adım:

    Sabah 2 dakika derin nefes al, zihnini temizle. Gün içinde 1 sayfa kitap oku. Yatmadan önce şükrettiğin 1 şeyi yaz.

    ✨ “Bin millik yolculuk bile tek bir adımla başlar.” — Lao Tzu

  • Küçük Öfkelere Saklanan Büyük Gerçekler

    Gün içinde kaç kez sinirleniyoruz, farkında mısın?

    Market poşetinin yırtılmasına, asansörün gelmemesine, biri “tam senin önüne” geçince bozulan sıraya…

    O kadar çok küçük şeye kızıyoruz ki, sanki sinirlenmek içten içe yeni meditasyonumuz oldu.

    Ama durup sorsak kendimize: “Gerçekten bu kadar öfkelenecek ne var?”

    İşte orası biraz karışık.

    Çünkü bazen sinirlendiğimiz şey, sadece o anki durum değil.

    Bazen, sabah geç kaldığımız işe aslında içten içe hiç gitmek istemediğimiz için gerginizdir.

    Bazen mesajımıza cevap gelmedi diye üzülmeyiz; cevap bekliyor olmak zaten yeterince can sıkıcıdır.

    Ama biz, bu duyguların üstüne bir “of ya!” serpiştiririz ve yola devam ederiz.

    Küçük öfkeler, içimizde taşıdığımız büyük sessizlikleri bastırmak için kullandığımız pratik kılıflardır.

    Çünkü kimse sabah “Ben bu hayatı gerçekten seviyor muyum?” diye uyanmak istemez.

    Ama yere düşen çatal yüzünden deliye dönmek… işte o, çok daha kolaydır.

    Zihnimizdeki bu minik yangınlar aslında içten içe şunu haykırır:

    “Ben burada olmak istemiyorum ama nerede olmak istediğimi de bilmiyorum.”

    Ve biz, bunu bastırmak için prizdeki şarj aletine bile trip atar hale geliriz.

    🔍 Peki ya Sonuç?

    Belki de mesele, kabaran fatura değil.

    Belki de mesele, kendimizle yıllardır konuşmayı ertelediğimiz konular.

    Biz hâlâ “neden herkes bu kadar sinir bozucu?” diye sorarken,

    asıl soru göz kırpıyor bir köşeden:

    “Sen gerçekten ne istiyorsun?”

    Küçük öfkelere sığınırken, büyük cevapları hep erteliyoruz.

    Ama ertelediğimiz her soru, bir sonraki öfkeye gizlice ekleniyor.

    ✨ Ve Bir Alıntı:

    “İnsanın en büyük savaşı, dış dünyayla değil, kendi içinde görmezden geldikleriyle olur.”

    — Carl Jung

  • 🌿 İnsanın Anlam Arayışı

    “Kızdım çünkü biri beni kızdırdı” mı…?

    Çoğumuz fark etmeden bir sahnenin yan karakterine dönüşüyoruz.

    Günlük hayatın içinde, kendi hislerimizi başkalarının davranışlarına bağlayarak yaşıyoruz.

    “Beni sinirlendirdi.”

    “Beni kırdı.”

    “Beni üzdü.”

    Oysa gerçekten seni üzen neydi?

    Onun yaptığı mı?

    Senin o davranışa yüklediğin anlam mı?

    🎭 Sorumluluk dışarıda mı içeride mi?

    Bir düşün.

    Aynı cümleyi farklı iki kişiden duyduğunda aynı tepkiyi vermiyor olman bir tesadüf mü?

    Demek ki mesele sadece söylenen değil,

    onu duyan sensin.

    🧩 Duygular, başkalarının değil senin yansımandır.

    Belki biri sana kaba davrandı.

    Ama gerçekten seni sarsan, o kabalığın içinde tetiklenen bir geçmiş deneyimindi.

    Sevilmeme korkusu

    Yetersizlik duygusu

    Onay ihtiyacı

    Başka biri aynı cümleyi duyduğunda omuz silkip geçerken,

    senin içine neden bir yumruk gibi oturdu?

    🔍 Anlam Arayışı, Kendine Dönüşle Başlar

    Bu yazı bir suçlu aramak için değil.

    Bir kurbanlık ilan etmek için hiç değil.

    Ama belki şöyle demek için:

    “Evet, bu durum beni etkiledi. Ama neden bu kadar etkiledi, bunu anlamak istiyorum.”

    Çünkü anlamak, iyileştirmenin ilk adımıdır.

    Ve insan ancak kendini anlamaya başladığında, anlam arayışında bir adım yol alabilir.

    Küçük Bir Durak:

    Bugün seni rahatsız eden bir olayı düşün.

    O an yaşadığın duyguyu bul.

    Ve kendine sessizce şunu sor:

    “Bu duygunun bende tuttuğu yer ne?”

    “Gerçekten karşımda duran kişiye mi ait, yoksa çok daha derine mi kök salmış?”

    Anlam arayışı, dış dünyada değil…

    Kendi içindeki yankıda başlar.

  • Herkesin Zor Zamanları Vardır

    Bir şeyler kötü gittiğinde, neden hep bizmişiz gibi gelir?

    Hayat bazen hiç sormadan üzerimize gelir. Planlarımız altüst olur, beklenmedik bir haberle dengemiz bozulur ya da sadece içimizde bir şeyler dağılır. Böyle anlarda genellikle kendimizi çok yalnız hissederiz. Milyarlarca insan var ama sanki acı çeken tek kişi bizmişiz gibi…

    Ne yapacağımızı bilemediğimiz zamanlarda başvuracağımız ilk şey genellikle düşünmektir. Ama düşünmek her zaman çözüm getirmez. Aksine, zihnimizde döne döne aynı sorulara takılırız. Cevaplar aynı kalır, ama biz zamanla değişiriz.

    Zaman geçtikçe fark ederiz ki;

    Değişmeyen tek şey sorunun kendisi olmuştur.

    Değişen ise bizizdir.

    Uykularımız bozulur.

    İştahımız değişir.

    İnsan görmek istemeyiz.

    Enerjimiz düşer.

    Küçük şeyler bile bizi yorabilir hale gelir.

    Bu dönemler, kendi içimize çekildiğimiz, hayata biraz ara verdiğimiz zamanlardır aslında. Dışarıdan pek bir şey görünmese de içimizde bir mücadele vardır. Ve her mücadele gibi bu da iz bırakır. Ama unutma; her iz aynı zamanda iyileşmenin de işaretidir.

    Peki Ne Yapmalı?

    Öncelikle kendine yüklenmemelisin.

    Yaşadığın şey kolay değil.

    Ama sen de güçsüz değilsin.

    Kendine şunu hatırlat:

    Bu sürecin geçici olduğunu, Duygularının insanca ve doğal olduğunu, Ve en önemlisi, bu dönemin seni dönüştüreceğini…

    Bazı zamanlar sadece “dayanmak” bile yeterlidir. İyileşmek, çoğu zaman sessizce olur. Ne zaman döndüğüne bile anlam veremediğin bir neşeyle bir sabah uyanıverirsin…

  • “Yaşam Kalitesini Artırmanın Anahtarı: Dengeyi Kurmak”

    Günümüzün hızlı ve yoğun yaşam temposunda kendimizi ihmal etmek kolay, dengeyi kurmak ise bir ihtiyaçtan çok bir zorunluluk haline geldi. Bu yazıda; beden, zihin ve ruh arasında sağlıklı bir uyum kurmanın yollarını keşfedecek, yaşam kaliteni artırmak için atabileceğin sade ama etkili adımlarla tanışacaksın.

    Denge

    Hayatın her alanında karşımıza çıkan ama çoğu zaman fark etmeden ihlal ettiğimiz temel bir kavram.

    Sağlıklı bir bedenin, huzurlu bir zihnin, doyurucu ilişkilerin ve sürdürülebilir bir yaşamın olmazsa olmazı.

    Peki nedir bu “denge” dediğimiz şey?

    🔍 Denge Nedir?

    Denge, herhangi bir şeyin aşırıya kaçmadan, eksik kalmadan, uyum içinde olmasıdır.

    Ne çok fazla ne çok az.

    Bir şeyin doğru oranla, doğru zamanda, doğru şekilde yerini bulmasıdır.

    Bu sadece fiziksel bir denge değil; duygusal, zihinsel, sosyal ve hatta ruhsal dengeyi de kapsar.

    🧭 Yaşamın Farklı Alanlarında Dengenin Önemi

    1. Beden ve Sağlık

    Aşırı yeme ya da aşırı diyet; her ikisi de bedeni dengeden çıkarır. Hareket ve dinlenme arasında kurulan denge, kasların gelişimini ve bağışıklık sistemini etkiler. Uykusuzluk da, fazla uyku da bedenin doğal ritmini bozar.

    Bilimsel Not: Homeostaz, bedenin iç dengesini koruma yetisidir. Vücut ısısından hormon seviyelerine kadar pek çok sistem bu dengeye göre çalışır.

    2. Zihinsel Denge

    Çok düşünmek zihni yorar, hiç düşünmemek ise gelişimi engeller. Sürekli hedef odaklı yaşamak kadar, tamamen amaçsız olmak da ruh sağlığını olumsuz etkiler. Zihinsel denge, düşüncelerle duyguların sağlıklı şekilde işlenmesinden geçer.

    Pratik Öneri: Günde 10 dakikalık meditasyon veya nefes egzersizi, zihinsel dengeyi korumada etkilidir.

    3. İnsan İlişkileri

    Aşırı fedakarlık, zamanla içsel tükenmişliğe neden olur. Herkesten uzak durmak da duygusal izolasyona yol açar. Sağlıklı ilişkiler, verme ve alma dengesine dayanır.

    Kendine Soru: Bir ilişkide sadece sen mi uğraşıyorsun, yoksa karşılıklı bir emek var mı?

    4. Duygular

    Üzüntüyü bastırmak kadar, sürekli onu yaşamak da dengeyi bozar. Mutluluğu takıntı haline getirmek, diğer duyguları yok saymak anlamına gelir. Duygusal denge; tüm duyguları tanımak, anlamak ve yönetebilmektir.

    Hatırlatma: Her duygu, geçici bir misafir gibidir. Gelir ve gider. Ona tutunmak ya da kaçmak değil; tanımak gerekir.

    5. Zaman Yönetimi ve Sosyal Yaşam

    Sürekli çalışmak üretkenliği değil, tükenmişliği getirir. Sürekli sosyalleşmek, iç sesinle bağını koparır. Zamanı dengeli kullanmak, yaşam kalitesini belirler.

    Uygulama Fikri: Haftanı planlarken; dinlenme, üretim ve eğlenceye eşit alan ayırmayı dene.

    🔄 Denge Kurulabilir mi?

    Evet, ama bir defalık değil.

    Denge, sabit bir hedef değil; sürekli ayarlanan bir süreçtir.

    Hayat değiştikçe, roller değiştikçe, sen değiştikçe denge noktaları da kayar.

    Önemli olan bu kaymaları fark edebilmek ve yeniden ayarlayabilmektir.

    ✍️ Kapanış

    Denge, hayatı akışında ve sağlıklı tutan görünmez bir mekanizmadır.

    Bizi tüketmeden, bizi bizden almadan yaşamamızı sağlar.

    Bazen durarak, bazen ilerleyerek, bazen sadece dinleyerek sağlanır.

    Kendine bugün küçük bir soru sor:

    “Şu an hangi alanda dengeye ihtiyacım var?”

    Bu sorunun cevabı, belki de yeni bir yolculuğun ilk adımıdır.