Etiket: kendini iyi hisset

  • İyimserlik gerçekten her şeye yeter mi?

    Candide, Voltaire’in kör iyimserliği sorguladığı kısa ama etkisi büyük bir romandır.

    Başkahraman Candide, hocası Pangloss’tan “Bu dünya mümkün olan en iyi dünyadır” düşüncesini öğrenerek büyür. Ancak hayat, ona bunun tam tersini tekrar tekrar gösterir.

    Savaşlar, doğal afetler, hastalıklar, adaletsizlikler ve kayıplar…

    Candide ne kadar iyimser kalmaya çalışsa da yaşadıkları, bu felsefenin gerçeklikle uyuşmadığını ortaya koyar.

    Romanın sonunda Voltaire, büyük teorilerden çok eyleme işaret eder:

    “Bahçemizi ekip biçmeliyiz.”

    Yani:

    Dünyayı olduğu gibi kabullenmek yerine Hayatımızdan sorumluluk almak, Çalışmak, üretmek ve somut fayda yaratmak gerekir…

  • 🌙 Yumuşak Bir Kalbe Sahip Olmak Güçsüzlük Değil!

    ✨ Yumuşaklığı Yanlış Tanımlayan Bir Dünya

    Birçoğumuz büyürken “duygularını belli etme”, “sert ol”, “kimseye güvenme” gibi cümlelerle karşılaştık.

    Sanki güçlü olmanın formülü:

    duvar örmek + az konuşmak + hiç incinmemekmiş gibi…

    Oysa yıllar içinde fark ettik ki gerçek güç, en çok saklanmaya çalışılan yerde: kalbin yumuşaklığında.

    Yumuşak kalp; çabuk kırılan değil, çabuk hissedebilen, çabuk bağ kurabilen, çabuk iyileşebilen bir kalptir.

    Bu da bir zayıflık değil, tamamen bir dayanıklılık şeklidir.

    🌿 Yumuşak Kalp Ne Demektir?

    Yumuşak bir kalbe sahip olmak, hayatı pembe gözlüklerden görmek değildir.

    Aksine:

    hissetmeye izin vermek, incinme ihtimaline rağmen sevmek, kırılmamak için değil, bağ kurmak için yaklaşmak, iç sesini susturmadan dinlemek

    demektir.

    Kendine karşı nazik olmayı öğrenmiş insanların gözleri hep farklı parlar.

    Sanki içlerinde kırılganlıkla güç arasındaki o ince çizgiye bir kamp kurmuş gibidirler.

    ☁️ Neden Güçlü Bir Özelliktir?

    ✔ Çünkü duygularını saklamaz, kabul eder.

    Duygularını bastırmak kolaydır; hissetmeye izin vermek cesaret ister.

    Yumuşak kalp bu cesaretin ta kendisidir.

    ✔ Empatisi yüksektir.

    Bir başkasını gerçekten anlamak, tahmin ettiğimizden çok daha büyük bir güç.

    Yumuşak kalpli insanlar dinlemenin gücünü bilir.

    ✔ Dirençlidir.

    Sert olan kırılır.

    Yumuşak olan esner, toparlanır, yeniden başlar.

    ✔ Kriz anlarında çözüm üretir.

    Sakin kalabilmek, aceleyle duvar örmemek… Bunlar gerçek dayanıklılıktır.

    🌙 Yanlış Anlaşılmanın Getirdiği Sessiz Güç

    Yumuşak kalpliler genelde yanlış anlaşılır:

    “Fazla düşünceli”, “fazla iyi”, “fazla hassas”…

    Bu etiketlerin ortak noktası:

    fazla olmak.

    Ama kimse soruyu şu şekilde sormaz:

    “Fazla nazik olmanın bir sakıncası var mı?”

    Oysa nazik olmak zayıflık değil, akıllıca seçilmiş bir duruştur.

    Ve çoğu zaman yumuşak insanlar:

    gerektiğinde çok net konuşur, sınır çizer, karar verir, yürür gider…

    Ama bunu hiçbir zaman kibirle değil, dingin bir olgunlukla yaparlar.

    🌟 Kendine Yumuşak Olmayı Öğretmek

    Kendine yumuşak davranmak, en az başkalarına yumuşak davranmak kadar önemlidir.

    Bunun için:

    duygularını küçümsemeyi bırak, yorulduğunda durmayı öğren, kendini suçlamadan dinlen, kırıldığında bunu fark et ama kırgınlığında kaybolma, bir gün iyi hissetmediğinde bile kendine sarılmayı bil.

    Çünkü yumuşak bir kalp önce kendine karşı nazik oldukça güçlenir.

    ✨ Mindoras’ın Mini Öğüdü

    “Sert görünmek seni korumaz, ama yumuşak kalbin hep yolunu bulur.

    Nazik olmak bir seçenek değil; içindeki derin gücün kanıtıdır.”

    🌙 Sonuç: Yumuşaklık Güçsüzlük Değil, Farklı Bir Güç Türü

    Yumuşak kalbe sahip olmak; herkesi mutlu etmek, kendini feda etmek ya da saf olmak demek değildir.

    Bu, dünyayı daha hassas bir yerden görmek demektir.

    Ve bu hassasiyet, kararlılıkla birleştiğinde fazlasıyla güçlü bir şeye dönüşür.

    Sert görünenler değil, yumuşak kalbini koruyabilenler hayatta daha derin izler bırakır.

  • 🌙 Mutluluk Bir Varış Noktası Değil, Yolun Üzerinde Bir Banktır

    Biz hep mutluluğu bir “oraya varınca olacak şey” sandık.

    Mezun olunca, evlenince, o işe girince, o evi alınca…

    Yani hep “bir gün” geldiğinde her şeyin yerli yerine oturacağını düşündük.

    Ama “bir gün” geldiğinde fark ettik ki, mutluluk o sırada geçtiğimiz yerlerdeymiş.

    Mutluluk, Arada Verilen Mola Gibi

    Hani yolda giderken bir anda kahve molası verirsin ya…

    O kısa durakta güneş yüzüne vurur, içinden bir huzur geçer, “iyi ki buradayım” dersin.

    İşte mutluluk tam da o anda, hiç planlamadığın yerde ortaya çıkar.

    Sen farkında bile olmadan, bir bakışta, bir şarkıda, bir sessizlikte.

    🌿 Biz Hâlâ “Sonraki Durağı” Bekliyoruz

    Sürekli bir sonraki adımı düşünüyoruz:

    “Biraz daha sabredeyim, o zaman mutlu olacağım.”

    “Biraz daha çalışayım, o zaman dinleneceğim.”

    “Biraz daha sevileyim, o zaman kendimi seveceğim.”

    Oysa mutluluk, o “biraz”ın içinde gizli.

    Bir kahkahanın ortasında, pencereden giren rüzgârda,

    belki de sabah uyandığında aklından geçen ilk düşüncede.

    💫 Yol Güzelse, Varış Gerekmez

    Mutluluk aslında bir sonuç değil, bir akış hâli.

    Ne kadar çok “ulaşmaya” çalışırsan, o kadar uzaklaşıyor.

    Ama yürümeye izin verirsen, sen fark etmeden yanına oturuyor.

    Sessizce, sade bir dost gibi.

    🌸 Mindora’s Notu:

    Hayat bazen “varmak” değil, sadece “devam etmek”tir.

    Ve mutluluk da, bu yolun üzerindeki küçük bankta,

    senin oturup nefes aldığın o bir dakika içindedir. 🌿

    “Belki de önemli olan varacağın yer değil, oraya kim olarak yürüdüğündür.”

  • 🌿 İnsanın Anlam Arayışı

    “Kızdım çünkü biri beni kızdırdı” mı…?

    Çoğumuz fark etmeden bir sahnenin yan karakterine dönüşüyoruz.

    Günlük hayatın içinde, kendi hislerimizi başkalarının davranışlarına bağlayarak yaşıyoruz.

    “Beni sinirlendirdi.”

    “Beni kırdı.”

    “Beni üzdü.”

    Oysa gerçekten seni üzen neydi?

    Onun yaptığı mı?

    Senin o davranışa yüklediğin anlam mı?

    🎭 Sorumluluk dışarıda mı içeride mi?

    Bir düşün.

    Aynı cümleyi farklı iki kişiden duyduğunda aynı tepkiyi vermiyor olman bir tesadüf mü?

    Demek ki mesele sadece söylenen değil,

    onu duyan sensin.

    🧩 Duygular, başkalarının değil senin yansımandır.

    Belki biri sana kaba davrandı.

    Ama gerçekten seni sarsan, o kabalığın içinde tetiklenen bir geçmiş deneyimindi.

    Sevilmeme korkusu

    Yetersizlik duygusu

    Onay ihtiyacı

    Başka biri aynı cümleyi duyduğunda omuz silkip geçerken,

    senin içine neden bir yumruk gibi oturdu?

    🔍 Anlam Arayışı, Kendine Dönüşle Başlar

    Bu yazı bir suçlu aramak için değil.

    Bir kurbanlık ilan etmek için hiç değil.

    Ama belki şöyle demek için:

    “Evet, bu durum beni etkiledi. Ama neden bu kadar etkiledi, bunu anlamak istiyorum.”

    Çünkü anlamak, iyileştirmenin ilk adımıdır.

    Ve insan ancak kendini anlamaya başladığında, anlam arayışında bir adım yol alabilir.

    Küçük Bir Durak:

    Bugün seni rahatsız eden bir olayı düşün.

    O an yaşadığın duyguyu bul.

    Ve kendine sessizce şunu sor:

    “Bu duygunun bende tuttuğu yer ne?”

    “Gerçekten karşımda duran kişiye mi ait, yoksa çok daha derine mi kök salmış?”

    Anlam arayışı, dış dünyada değil…

    Kendi içindeki yankıda başlar.

  • “Sırt Ağrımı Giderirken Kendimi Kaybettim: Yoga mı, Uyku mu, Kim Bilebilir?”

    Sırtım ağrıyor.

    Hayır, öyle “of koltuğa fazla oturdum” ağrısı değil…

    Bu, “hayat beni biraz fazla taşıttı” türünden derin bir sırt ağrısı.

    Ve tabii ki çözüm: sırt yogası.

    YouTube’da “10 dakikada omurga rahatlatan yoga” videosunu buldum. Eğitmen o kadar sakin ki, ben daha başlarken “Rahatla…” demesiyle neredeyse teslim oldum.

    Pozisyonlar geliyor:

    Kedi pozu, inek pozu…

    Ben o sırada düşünen bir ördek gibi hissediyorum ama boş ver, gelişim yolculuğu bu.

    Sırt biraz gevşedi, evet. Hatta öyle gevşedi ki…

    Dedim ki, şimdi 5 dakika meditasyon yapayım.

    Niyetim çok güzel: Nefes alacağım, zihnimi boşaltacağım, içsel benliğimle buluşacağım…

    Sonuç ne oldu derseniz:

    Nefes aldım.

    Zihnimi boşalttım.

    Ve içsel benliğimle birlikte bir uykuya geçiş yaptım.

    Yani evet… Meditasyonla birlikte REM uykusuna da ulaşabiliyormuşuz, bilgi olsun.

    🧘‍♀️ Kişisel Gelişim Notları:

    Yogada uzman değilim ama videonun yarısını ses yerine rüyada tamamladım. Meditasyonun gücüne inanıyorum, ama alarm kurmak da bir kişisel gelişim yöntemidir. Sırtım mı? Biraz daha iyi. Ya da o kadar uyuşmuş ki fark etmiyorum.

    📌 Sonuç:

    Hayat bazen bize “kendine iyi bak” der,

    Biz de onu ciddiye alıp kendimizi yoga matına yatırırız…

    Ama fark etmeden uykuya dalıyorsak, belki de bedenimiz “bırak gelişimi, biraz uyu be güzelim” diyordur.

    Ve evet:

    Uykuyla gelen gelişim de gelişimdir.

    (En azından ben öyle kabul ediyorum.)

  •  “Deniz Feneri Günlüğü: Yalnızım Ama Işıltılıyım!”

    Bazı insanlar yalnız kalınca kitap okur, bazıları yoga yapar, bazıları da Instagram’da 2007 doğumlu kedilere felsefe anlatır. Ama bir deniz feneri? O hep yalnız. Üstelik 360 derece yalnız.

    Deniz fenerleri, denizcilerin pusulası, martıların gözetleme kulesi, romantik film sahnelerinin de dram dozunu arttıran muhteşem yapılardır. Ama asıl görevleri gayet teknik: “Gelme, kayalık var!” demek. Bunu da göz kırpar gibi yaparlar; tabii romantik bir göz kırpma değil, “Bak hâlâ burada kayalık var” diye her 5 saniyede bir uyarı niteliğinde. Trafik lambasının empati yüklü versiyonu gibi düşünün.

    Fenerin CV’si:

    Pozisyon: Yol gösterici

    Lokasyon: Genellikle çok rüzgarlı, bol dalgalı, telefon çekmeyen bölgeler Çalışma saatleri: 7/24 Maaş: Şöhret ve martı pisliği

    Yan haklar: Ay ışığı, zaman zaman balıkçı hikâyeleri

    Tarihin Instagram Influencer’ı

    Antik Yunan’da bile “deniz feneri” kavramı vardı. Mısırlıların meşhur İskenderiye Feneri, zamanının Eiffel Kulesi gibiydi. Eğer milattan önce Instagram olsaydı, “#SunsetVibes #SafeHarbor #GlowUp” etiketleriyle story atardı.

    Deniz Feneri ile Bir Gün

    Düşünün, sabah uyanıyorsunuz. Çay yok, komşu yok, kahve de yok. Sadece rüzgar, tuz ve belki adını “Zeytin” koyduğunuz bir martı.

    Ama olsun. Siz bir görev insanısınız. O ışığı yakacak ve o gemiyi kurtaracaksınız. Sizi kimse alkışlamayacak ama olsun. Deniz size teşekkür etmese de, o gemi batmadıysa sizin yüzünüzden.

    Fenerler Neden Bu Kadar Hüzünlü?

    Belki de fenerleri bu kadar sevmemizin sebebi, onların sessiz ama kararlı duruşları. Hep oradalar. Hep ışık saçıyorlar. Hep birilerine yardım ediyorlar ama asla “Bak ben yaptım!” demiyorlar.

    Yani… bir nevi ışıklı introvertler diyebiliriz.

    Son Olarak;

    Bir gün hayat fırtına gibi eser, yönünüzü kaybedersiniz. İşte o zaman bir yerlerde bir deniz feneri vardır. Sizin için göz kırpar.

    Belki gerçek değil, belki metaforik… ama hep bir yol gösteren olur.

    Ve bazen en parlak ışık, en sessiz yerden gelir.

  • Kendini Kötü Hissedince Yapılacak 7 Nazik Şey!

    Kırılgan olduğun zamanlar da senin bir parçan. O hâline de iyi bak. Kahveni ya da çayını kap, başlıyoruz…

    1. ☕ Bir fincan sıcak bir şeyle durmak

    Kahve olur, çay olur, sıcak çikolata olur… Önemli olan: içini ısıtması. Fincanı iki elinle tut, bir süre sadece bak. Düşüncelerin yarışıyorsa, sen kahvenle yürümeye başla.
    Bonus: Fincanı biraz fazla özlediysen, o da seni özlemiş olabilir.

    2. ✍️ İçinden geçenleri yargılamadan yazmak

    “Bunu yazıyorum çünkü sinirim burnumda ama başka da çarem yok” diye başla. Günlük mü, kağıt mendil mi karar veremediğin şeyleri yaz. Gerekirse duygularına isim koy: “Hoş geldin öfke, köşede bekle.”
    En kötü ihtimalle: yazdıklarını sonra roman yaparsın. Dram hazır.

    3. 🧺 Küçük bir alanı toparlamak

    Hayır, evi baştan aşağı temizlemeye gerek yok. Bir köşe yeter. Yatak, masa, ya da o 3 gündür katlanmayı bekleyen çoraplar…
    Psikolojik destek yetmediğinde, Marie Kondo’dan yardım alırız artık.

    4. 🎧 Yumuşak bir çalma listesi açmak

    Sözsüz, sakin, biraz duygusal müzikler. Ama dikkat: yanlış listeye girip “aşk acısı çalma listesi” açarsan kendini 2008 MSN dönemi melankolisinde bulabilirsin.
    Kontrollü hüzün iyidir. Aşırıya kaçarsan battaniyeye sarılıp tavanla konuşmaya başlarsın.

    5. 🌿 Açıp camı biraz nefes almak

    Camı aç. Dışarıyı izle. Biri köpeğini gezdiriyor, diğeri market poşetini düşürdü, hayat devam ediyor. Sen de onun içindesin.
    İpucu: Temiz hava ruhun AirPods’udur. Şarjı biterse biz de biteriz.

    6. 📴 Bir saatliğine ekrandan uzaklaşmak

    Instagram seni kıyaslara boğduysa uzaklaş. Bir saatlik mini detoks bile beyin için SPA etkisi yapar.
    Hem ekranı bırakınca gerçekten çevrende çiçek açıyor. Şaka değil, en azından saksıda.

    7. 🫶 Kendine şunu demek: “Şu an zor bir an. Ama geçecek.”

    Bunu aynaya bakarak söyle. Sesin titrer mi? Olabilir. Gözlerin dolar mı? Olabilir. Ama geçecek.
    Not: Netflix dizileri bile biterken bu da geçer. Güven bana.

    💌 Son Olarak;

    Kendini kötü hissettiğinde hemen toparlanmak zorunda değilsin. Bazen yapabileceğin en güzel şey; yavaşlamak, biraz durmak ve “bugünlük bu kadar” diyebilmek.
    Kendine nazik ol. Çünkü zaten yeterince uğraşıyorsun. Bir de kendinle savaşma olur mu?