Merhaba sevgili Mindoras yolcusu! 🎈 Uzun zamandır yoktum. Hani şu “iki dakika dinleneceğim” deyip 8 ay ortadan kaybolan insan tipi vardır ya… işte ben. Ama merak etmeyin, kayboluşum sırasında Mars’a falan gitmedim. Sadece hayat, çok ilginç yan görevler çıkardı: Mini bosslarla savaş, enerji barı sıfıra inme, level atlamaya çalışırken tuşların bozulması gibi…
Ve şunu fark ettim:
Zaman geçiyor. Biz takip etmek yerine bazen sadece göz kırpıyoruz.
Ara verdiğim bu dönemde biriktirdiklerim oldu:
Biraz tecrübe
Biraz kahkaha
Biraz gözyaşı
Ve bol bol iç ses (İç sesim çok konuşuyor, yakında ona da sözleşme yapabilirim.)
Şimdi geri döndüm çünkü içimde bir ses durmadan şunu fısıldıyordu: “Yaz, yaz, yaz… insanın aklı yazınca düzeliyor.”
Belki hayat hepimizi sağa sola savuruyor. Belki motivasyonumuz arada bir tatile çıkıyor. Belki bazen hiçbir şey yapmadan “hiçliğin yogası”nı tercih ediyoruz.
Ama dönmek… İşte en güzel cesaret bu.
Mindoras bundan böyle:
Biraz kişisel gelişim
Biraz mizah
Biraz beynin oyunları
Ve çokça biz neysek o
olacak.
Klişeye bağlamak istemem ama… Bazen insan kendine dönmek için kaybolur.
Ben döndüm. Kahven varsa iç, yoksa çay koy. Beraber toparlanacağız, söz. Yeni yazılar yakında geliyor.
Mindoras yeniden yayında. Ve bu defa tam burada, tam şimdi. ✨
Mindoras Notu: Hayat bir oyunsa… “continue” tuşuna bastım. Sıra sende. Sen de bastın mı?
Bir sabah uyanırsın… Güneş parlıyor, kuşlar cıvıldıyor, kahven sıcacık… ama senin içinden hiçbir şey yapmak gelmiyor.
Motivasyon? O, bavulunu toplamış, “Ben biraz kafamı dinlemeye gidiyorum” deyip seni ortada bırakmış.
İşte bu yazı, kayıp motivasyonunu tekrar bulmana yardımcı olacak bir nevi “kayıp ilanı”, biraz gözleme, biraz kahve, bolca ironi içeriyor.
1. Motivasyon Sandığın Kadar Sadık Değil
Şunu bir kabul edelim: Motivasyon havalı bir arkadaş. Gelir, gider. Bazen gelirken yanına enerji, ilham, kahve aşkı da getirir… bazen de “Ben sadece uğradım, hemen kaçıyorum,” der.
Çözüm mü? Onu beklememek. Sen harekete geç, sonra o kıskanır gelir. Motivasyon bir nevi egolu; seni koşarken görünce, “Aa ben de katılayım bari” diyor.
2. Mini Görevler: Dev Dağları Dilimle
Kendine şöyle bir görev verdin mi hiç?
“Bugün romanımın ilk 9 bölümünü yazayım, aynı anda diyet yapayım ve finansal özgürlük kazanayım.”
Yani??? Hayır. Lütfen. Yapma bunu kendine.
Motivasyon, küçük zaferleri sever. Mesela sadece bilgisayarı açmak. Ya da dosyanın adını değiştirmek. Başka hiçbir şey yapmasan bile o minik adım “Ben geldim” sinyali verir.
3. “Yapıyormuş Gibi” Yap
Psikolojik araştırmalar der ki (evet, birileri araştırmış gerçekten): Bir şeye başlıyormuş gibi davranmak, başlamaktan daha kolaydır.
Yani: ✔ Kalemi eline al. ✔ Not defterini aç. ✔ YouTube’dan “çalışma müziği” aç. ✔ Gözlerinle hedefe odaklanmış gibi yap (istersen hafif kıs da, daha etkili olur).
Sonra ne olur biliyor musun? Beyin: “Hmm galiba gerçekten çalışıyoruz?” der… ve çalışmaya başlarsın. Büyü gibi ama değil. Bilim gibi ama eğlenceli.
4. İlham mı? İlham Şart Değil. İnternet Var.
İlhamın geleceği yoksa, başka ilhamlara göz dik. Aç YouTube’da “başarılı sabah rutini”, gir Instagram’a “productive day reels” bak.
Ama dikkat: Sadece 10 dakika! Sonra kendini Bali’de dijital göçebe olmayı araştırırken bulma, çünkü bu motivasyon değil, kaçış.
5. “Sadece 5 Dakika” Stratejisi
Kendine şunu de:
“Sadece 5 dakika çalışacağım. Sonra dizi izlemeye devam ederim.”
Spoiler: 5 dakika dolunca bazen bırakıyorsun. Ama çoğu zaman… devam ediyorsun. Neden? Çünkü başladın. Yokuşun başındaki ilk adımı attın. Momentum geldi. Ve momentum, motivasyonun cool kuzeni. Daha sadık, daha güçlü.
6. Kapanış: Motivasyon Gittiğinde de Hayat Devam Ediyor
Motivasyon seni terk ettiyse, panik yapma. O biraz nazlıdır. Ama sen ne yapacağını biliyorsun artık.
Başla. Küçük başla. Abartma. Komik ol. Ve arada bir iç sesine şöyle de:
“Bak dostum, motivasyon falan hak getire. Ama ben buradayım. Hadi bakalım!”
Son Söz: Motivasyon gelir geçer ama çabaların iz bırakır. Bugün sadece minik bir şey yap… ve sonra üzerine bir kahve iç. Çünkü sen bunu hak ettin. Hem çabayı, hem kahveyi.
Merhaba, sevgili “güne erken başlayıp hayatını değiştireceğini düşünen ama aslında alarmı susturup yorgana gömülmek isteyen” dostum! Senin için özel olarak hazırladığım “Saat 5 Kişisel Gelişim Rutini: İlle de Gelişeceksem!” rehberine hoş geldin.
05:00 – Alarm Çalıyor (Ama Neden?)
Yatağın kenarında çalan o nefret dolu ses: “Haydi, bugün yeni bir sen doğuyor!” Sen: “Yeni bir ‘sen’ istemiyorum, eski halimle iki saat daha uyumak istiyorum.” Ama hayır! Kişisel gelişim kitapları “Başarılı insanlar 05:00’te kalkar!” dedi. Peki ya senin ruhun 07:00’den önce bedene girmiyorsa? Sorun yok, kendini zorla!
05:15 – Soğuk Duş (Ya Da Donma Töreni)
“Soğuk duş metabolizmayı hızlandırır, disiplin kazandırır!” diyorlar. Sen ise titreyerek: “Acaba hipotermi de kişisel gelişim sayılır mı?” Banyodan çıkarken artık hem uyanıksın hem de donmuş bir ceset gibi hissediyorsun. Muhteşem!
05:30 – Meditasyon (Yani Oturup ‘Ben Ne Yapıyorum?’ Diye Düşünmek)
Gözlerini kapatıyorsun, derin nefes alıyorsun… Aklına gelen tek şey: “Kahvaltıda simit mi yesem, tost mu? Acaba ofiste çay parası veriyor muyduk?” “Zihnini boşaltmalısın!” diyen gurular, senin zihninin bir kargaşa sirk olduğunu bilmiyorlar.
06:00 – Koşuya Çık (Ya Da Mahallede ‘Şüpheli Kişi’ İlan Edil)
Karanlıkta koşarken etraftaki köpekler sana havlayıp “Bu saatte ne işin var?” diye sorguluyor. Sen: “Sağlıklı yaşam için!” Köpek: “Ben öyle bir hayat istemiyorum.”
06:30 – Kitap Oku (Gözlerin Açık, Beynin Kapalı)
Kişisel gelişim kitabındaki “Limitlerini zorla!” cümlesini okurken, beynin “Benim limitim sabah 07:00’den önce çalışmıyor.” diye isyan ediyor.
“Avokadolu tost ve chia tohumlu smoothie” hayaliyle başladığın gün, elinde poğaça ve 3. bardak çayla son buluyor. Sorun değil, yarın yine denersin! (Spoiler: Denemeyeceksin.)
07:30 – İşe Varış (Ve Asıl Trajedi Başlıyor)
Ofise geldiğinde mesai arkadaşları: “Nasıl bu kadar enerjiksin?” Sen, içten içe ölerek: “Kişisel gelişim diye bir şey deniyormuş…”
Sonuç: Eğer bu rutini 21 gün yaparsan alışkanlık kazanırmışsın. Ama 3. gün “Ben zaten geliştim, yeter!” deyip vazgeçersen, kendini suçlu hissetme. Çünkü gerçek kişisel gelişim, sabah 05:00’te kalkmadan da olur. (Mesela, “Ben alarmı erteleyerek sabrımı geliştiriyorum!” diyebilirsin.)
Not: Bu rutini deneyip 1 hafta dayanabilirsen, zaten başarılı sayılırsın. Dayanamazsan, “Ben akışıma güveniyorum!” de ve güzel bir uyku çek. 😊
Kendinizi tebrik edin, zira haftanın en sinsi günü olan Pazartesi’yi atlattınız. Bu, Everest’e terliklerle tırmanmak gibi bir şey. Ama başardınız!
Salı mı? O, Pazartesi’nin kuzeni. Ama artık gardımızı aldık. Çarşamba desen, haftanın tam ortası; psikolojik olarak “az kaldı” moduna giriyoruz. Perşembe zaten Cuma’nın ön gösterimi. Cuma? Ah, o artık bir ödül!
Unutmayın: Haftanın her günü bir fırsat. Kim bilir, belki Salı sabahı harika bir fikir bulursunuz. Belki Çarşamba gülmekten karnınız ağrır. Belki Perşembe birine ilham olursunuz.
Kendinize güvenin, gülümsemeyi unutmayın. Çünkü en iyi versiyonunuz, iyi hisseden halinizdir.
Haftaya damganızı vurun, ama kahvenizi de eksik etmeyin!
Seninle başlar her şey. Dışarıdaki dünya seni şekillendirmeye çalışsa da, asıl değişim içeriden gelir. Hayat kolay değil. Her gün karşına çıkan olaylar, insanlar, belirsizlikler seni zorluyor. Ve evet, tahammül sınırların daralıyor. Ufak şeyler bile bazen koca bir fırtına gibi kopuyor içinde. Normal. Çünkü sen insansın.
“Duygular düşman değildir. Onlar, bize bir şeylerin yanlış gittiğini anlatan habercilerdir.” – Brene Brown
Tahammülsüzlük, çoğu zaman bastırılmış yorgunluğun dışa vurumudur. Sadece olan bitene değil, kendi içinde çözülmemiş duygulara da tepkidir. Biri sesini biraz yükselttiğinde, geçmişte duyduğun o ton aklına gelir belki. Ya da ertelenmiş bir huzursuzluk, en olmadık anda patlar.
Ama burada kritik bir fark var: Tepki mi veriyorsun, farkındalıkla mı davranıyorsun? Çünkü kişisel gelişim, her şeye gülümsemek ya da pozitif kalmak değildir. Asıl mesele, ne hissettiğini bilmek ve onu yönetebilmektir.
“İnsan kendi içinde savaşmadıkça, dışarıdaki savaşları kazanamaz.” – Carl Jung
Kişisel gelişim denince herkes bir anda kitaplara, seminerlere, motivasyon videolarına sarılıyor. Güzel de, önce bir kahvaltı yap istersen. Zira aç karna farkındalık da zor oluyor. Her gün “daha iyi bir ben” olmak için çabalıyoruz ama bazen “bugünkü ben” de fena değil. Küçük adımlar önemlidir diyorlar, ama biz bazen küçük adımı atarken Instagram’a takılıp 3 saat kaybolabiliyoruz. Olsun, insanız sonuçta. Kısacası, geliş ama robot gibi değil. Kendini tanı, geliştir ama arada miskinlik hakkını da kullan. Çünkü gelişim, önce kendine gülümsemekle başlar.