Etiket: dailyprompt

  • 💤 Zihinsel Pijamalar – Bölüm 1: Yastığa Kafayı Koyunca Açılan Sekmeler

    Bir gün daha bitti.

    Dişler fırçalandı, pijamalar giyildi, ışıklar kapatıldı.

    Ve tabii ki… Zihin sekmeleri açıldı.

    Günün özeti:

    “Bugün markette o kasiyere ‘teşekkürler’ yerine neden ‘teşekkür ederim’ dedim? Daha mı resmîydi? Soğuk mu algıladı? Bana kırılmış mıdır?”

    Aklın bir köşesinde hâlâ patronun sabahki “Toplantıda görüşelim” cümlesi çınlıyor.

    Neyi görüşeceğiz?

    Görüştük de ben mi yoktum?

    Yoksa ben gidince herkes bir şeyleri mi konuşuyor?

    Tam uykuya dalacakken… BAM!

    “2014 yılında o grup fotoğrafında neden o pantolonu giymiştim?”

    Üstelik kırmızıydı. Ve üstelik diz hizasında hafif potluk yapıyordu.

    Dost acı söyler ama uyku acı düşündürür.

    Zihinsel Pijamalar giyildiğinde şu sorular klasikleşir:

    “Ya o mesajı yanlış anladıysa?” “Yarın kaçta kalkmam gerekiyordu?” “Kendimi geliştirmeliyim ama hangi alanda?” “Ya uyuyamazsam, uykusuz kalırsam, sabah geç kalırsam, hayatım kayarsa?” Finalde: YouTube’da meditasyon müziği → 4 saatlik horlama.

    📝 Minik Bir Not:

    Zihnini susturamıyorsan, bir “yarın düşün” listesi yap.

    Çünkü her düşünce bu gece çözülmek zorunda değil.

    Derin bir nefes al…

    Zihin uyku moduna geçiyor.

    🌙 İyi geceler… İkinci bölümde görüşürüz…

  • “Sırt Ağrımı Giderirken Kendimi Kaybettim: Yoga mı, Uyku mu, Kim Bilebilir?”

    Sırtım ağrıyor.

    Hayır, öyle “of koltuğa fazla oturdum” ağrısı değil…

    Bu, “hayat beni biraz fazla taşıttı” türünden derin bir sırt ağrısı.

    Ve tabii ki çözüm: sırt yogası.

    YouTube’da “10 dakikada omurga rahatlatan yoga” videosunu buldum. Eğitmen o kadar sakin ki, ben daha başlarken “Rahatla…” demesiyle neredeyse teslim oldum.

    Pozisyonlar geliyor:

    Kedi pozu, inek pozu…

    Ben o sırada düşünen bir ördek gibi hissediyorum ama boş ver, gelişim yolculuğu bu.

    Sırt biraz gevşedi, evet. Hatta öyle gevşedi ki…

    Dedim ki, şimdi 5 dakika meditasyon yapayım.

    Niyetim çok güzel: Nefes alacağım, zihnimi boşaltacağım, içsel benliğimle buluşacağım…

    Sonuç ne oldu derseniz:

    Nefes aldım.

    Zihnimi boşalttım.

    Ve içsel benliğimle birlikte bir uykuya geçiş yaptım.

    Yani evet… Meditasyonla birlikte REM uykusuna da ulaşabiliyormuşuz, bilgi olsun.

    🧘‍♀️ Kişisel Gelişim Notları:

    Yogada uzman değilim ama videonun yarısını ses yerine rüyada tamamladım. Meditasyonun gücüne inanıyorum, ama alarm kurmak da bir kişisel gelişim yöntemidir. Sırtım mı? Biraz daha iyi. Ya da o kadar uyuşmuş ki fark etmiyorum.

    📌 Sonuç:

    Hayat bazen bize “kendine iyi bak” der,

    Biz de onu ciddiye alıp kendimizi yoga matına yatırırız…

    Ama fark etmeden uykuya dalıyorsak, belki de bedenimiz “bırak gelişimi, biraz uyu be güzelim” diyordur.

    Ve evet:

    Uykuyla gelen gelişim de gelişimdir.

    (En azından ben öyle kabul ediyorum.)

  •  “Deniz Feneri Günlüğü: Yalnızım Ama Işıltılıyım!”

    Bazı insanlar yalnız kalınca kitap okur, bazıları yoga yapar, bazıları da Instagram’da 2007 doğumlu kedilere felsefe anlatır. Ama bir deniz feneri? O hep yalnız. Üstelik 360 derece yalnız.

    Deniz fenerleri, denizcilerin pusulası, martıların gözetleme kulesi, romantik film sahnelerinin de dram dozunu arttıran muhteşem yapılardır. Ama asıl görevleri gayet teknik: “Gelme, kayalık var!” demek. Bunu da göz kırpar gibi yaparlar; tabii romantik bir göz kırpma değil, “Bak hâlâ burada kayalık var” diye her 5 saniyede bir uyarı niteliğinde. Trafik lambasının empati yüklü versiyonu gibi düşünün.

    Fenerin CV’si:

    Pozisyon: Yol gösterici

    Lokasyon: Genellikle çok rüzgarlı, bol dalgalı, telefon çekmeyen bölgeler Çalışma saatleri: 7/24 Maaş: Şöhret ve martı pisliği

    Yan haklar: Ay ışığı, zaman zaman balıkçı hikâyeleri

    Tarihin Instagram Influencer’ı

    Antik Yunan’da bile “deniz feneri” kavramı vardı. Mısırlıların meşhur İskenderiye Feneri, zamanının Eiffel Kulesi gibiydi. Eğer milattan önce Instagram olsaydı, “#SunsetVibes #SafeHarbor #GlowUp” etiketleriyle story atardı.

    Deniz Feneri ile Bir Gün

    Düşünün, sabah uyanıyorsunuz. Çay yok, komşu yok, kahve de yok. Sadece rüzgar, tuz ve belki adını “Zeytin” koyduğunuz bir martı.

    Ama olsun. Siz bir görev insanısınız. O ışığı yakacak ve o gemiyi kurtaracaksınız. Sizi kimse alkışlamayacak ama olsun. Deniz size teşekkür etmese de, o gemi batmadıysa sizin yüzünüzden.

    Fenerler Neden Bu Kadar Hüzünlü?

    Belki de fenerleri bu kadar sevmemizin sebebi, onların sessiz ama kararlı duruşları. Hep oradalar. Hep ışık saçıyorlar. Hep birilerine yardım ediyorlar ama asla “Bak ben yaptım!” demiyorlar.

    Yani… bir nevi ışıklı introvertler diyebiliriz.

    Son Olarak;

    Bir gün hayat fırtına gibi eser, yönünüzü kaybedersiniz. İşte o zaman bir yerlerde bir deniz feneri vardır. Sizin için göz kırpar.

    Belki gerçek değil, belki metaforik… ama hep bir yol gösteren olur.

    Ve bazen en parlak ışık, en sessiz yerden gelir.

  • Motivasyonum Kayboldu: Momentum Nasıl Yeniden Kazanılır?

    Bir sabah uyanırsın…
    Güneş parlıyor, kuşlar cıvıldıyor, kahven sıcacık… ama senin içinden hiçbir şey yapmak gelmiyor.

    Motivasyon?
    O, bavulunu toplamış, “Ben biraz kafamı dinlemeye gidiyorum” deyip seni ortada bırakmış.

    İşte bu yazı, kayıp motivasyonunu tekrar bulmana yardımcı olacak bir nevi “kayıp ilanı”, biraz gözleme, biraz kahve, bolca ironi içeriyor.


    1. Motivasyon Sandığın Kadar Sadık Değil

    Şunu bir kabul edelim: Motivasyon havalı bir arkadaş. Gelir, gider. Bazen gelirken yanına enerji, ilham, kahve aşkı da getirir… bazen de “Ben sadece uğradım, hemen kaçıyorum,” der.

    Çözüm mü?
    Onu beklememek. Sen harekete geç, sonra o kıskanır gelir. Motivasyon bir nevi egolu; seni koşarken görünce, “Aa ben de katılayım bari” diyor.


    2. Mini Görevler: Dev Dağları Dilimle

    Kendine şöyle bir görev verdin mi hiç?

    “Bugün romanımın ilk 9 bölümünü yazayım, aynı anda diyet yapayım ve finansal özgürlük kazanayım.”

    Yani???
    Hayır. Lütfen. Yapma bunu kendine.

    Motivasyon, küçük zaferleri sever. Mesela sadece bilgisayarı açmak. Ya da dosyanın adını değiştirmek.
    Başka hiçbir şey yapmasan bile o minik adım “Ben geldim” sinyali verir.


    3. “Yapıyormuş Gibi” Yap

    Psikolojik araştırmalar der ki (evet, birileri araştırmış gerçekten):
    Bir şeye başlıyormuş gibi davranmak, başlamaktan daha kolaydır.

    Yani:
    ✔ Kalemi eline al.
    ✔ Not defterini aç.
    ✔ YouTube’dan “çalışma müziği” aç.
    ✔ Gözlerinle hedefe odaklanmış gibi yap (istersen hafif kıs da, daha etkili olur).

    Sonra ne olur biliyor musun? Beyin: “Hmm galiba gerçekten çalışıyoruz?” der… ve çalışmaya başlarsın. Büyü gibi ama değil. Bilim gibi ama eğlenceli.


    4. İlham mı? İlham Şart Değil. İnternet Var.

    İlhamın geleceği yoksa, başka ilhamlara göz dik.
    Aç YouTube’da “başarılı sabah rutini”, gir Instagram’a “productive day reels” bak.

    Ama dikkat: Sadece 10 dakika! Sonra kendini Bali’de dijital göçebe olmayı araştırırken bulma, çünkü bu motivasyon değil, kaçış.


    5. “Sadece 5 Dakika” Stratejisi

    Kendine şunu de:

    “Sadece 5 dakika çalışacağım. Sonra dizi izlemeye devam ederim.”

    Spoiler: 5 dakika dolunca bazen bırakıyorsun. Ama çoğu zaman… devam ediyorsun.
    Neden? Çünkü başladın. Yokuşun başındaki ilk adımı attın. Momentum geldi.
    Ve momentum, motivasyonun cool kuzeni. Daha sadık, daha güçlü.


    6. Kapanış: Motivasyon Gittiğinde de Hayat Devam Ediyor

    Motivasyon seni terk ettiyse, panik yapma. O biraz nazlıdır. Ama sen ne yapacağını biliyorsun artık.

    Başla. Küçük başla. Abartma. Komik ol.
    Ve arada bir iç sesine şöyle de:

    “Bak dostum, motivasyon falan hak getire. Ama ben buradayım. Hadi bakalım!”


    Son Söz:
    Motivasyon gelir geçer ama çabaların iz bırakır.
    Bugün sadece minik bir şey yap… ve sonra üzerine bir kahve iç.
    Çünkü sen bunu hak ettin. Hem çabayı, hem kahveyi.

  • Kendini Kötü Hissedince Yapılacak 7 Nazik Şey!

    Kırılgan olduğun zamanlar da senin bir parçan. O hâline de iyi bak. Kahveni ya da çayını kap, başlıyoruz…

    1. ☕ Bir fincan sıcak bir şeyle durmak

    Kahve olur, çay olur, sıcak çikolata olur… Önemli olan: içini ısıtması. Fincanı iki elinle tut, bir süre sadece bak. Düşüncelerin yarışıyorsa, sen kahvenle yürümeye başla.
    Bonus: Fincanı biraz fazla özlediysen, o da seni özlemiş olabilir.

    2. ✍️ İçinden geçenleri yargılamadan yazmak

    “Bunu yazıyorum çünkü sinirim burnumda ama başka da çarem yok” diye başla. Günlük mü, kağıt mendil mi karar veremediğin şeyleri yaz. Gerekirse duygularına isim koy: “Hoş geldin öfke, köşede bekle.”
    En kötü ihtimalle: yazdıklarını sonra roman yaparsın. Dram hazır.

    3. 🧺 Küçük bir alanı toparlamak

    Hayır, evi baştan aşağı temizlemeye gerek yok. Bir köşe yeter. Yatak, masa, ya da o 3 gündür katlanmayı bekleyen çoraplar…
    Psikolojik destek yetmediğinde, Marie Kondo’dan yardım alırız artık.

    4. 🎧 Yumuşak bir çalma listesi açmak

    Sözsüz, sakin, biraz duygusal müzikler. Ama dikkat: yanlış listeye girip “aşk acısı çalma listesi” açarsan kendini 2008 MSN dönemi melankolisinde bulabilirsin.
    Kontrollü hüzün iyidir. Aşırıya kaçarsan battaniyeye sarılıp tavanla konuşmaya başlarsın.

    5. 🌿 Açıp camı biraz nefes almak

    Camı aç. Dışarıyı izle. Biri köpeğini gezdiriyor, diğeri market poşetini düşürdü, hayat devam ediyor. Sen de onun içindesin.
    İpucu: Temiz hava ruhun AirPods’udur. Şarjı biterse biz de biteriz.

    6. 📴 Bir saatliğine ekrandan uzaklaşmak

    Instagram seni kıyaslara boğduysa uzaklaş. Bir saatlik mini detoks bile beyin için SPA etkisi yapar.
    Hem ekranı bırakınca gerçekten çevrende çiçek açıyor. Şaka değil, en azından saksıda.

    7. 🫶 Kendine şunu demek: “Şu an zor bir an. Ama geçecek.”

    Bunu aynaya bakarak söyle. Sesin titrer mi? Olabilir. Gözlerin dolar mı? Olabilir. Ama geçecek.
    Not: Netflix dizileri bile biterken bu da geçer. Güven bana.

    💌 Son Olarak;

    Kendini kötü hissettiğinde hemen toparlanmak zorunda değilsin. Bazen yapabileceğin en güzel şey; yavaşlamak, biraz durmak ve “bugünlük bu kadar” diyebilmek.
    Kendine nazik ol. Çünkü zaten yeterince uğraşıyorsun. Bir de kendinle savaşma olur mu?

  • Çocukken en sevdiğiniz kitabı hatırlıyor musun?

    Cevap: Denizler Altında Yirmi Bin Fersah

    “Bizi gerçekten özgür kılan şey nedir? Bilmek mi, kaçmak mı, ait olmak mı?”

  • Kendini Sevmek: Neden ve Nasıl?

    Çünkü kimse senin kadar uğraşmaz.

    🎯 Önce “Neden?” Sorusuyla Başlayalım

    1. Çünkü başkası yapmayabilir.

    Gerçekçi olalım. Herkes yoğun. Bazısı kendini bile sevmeye vakit bulamıyor.

    O yüzden bu işi dış kaynaklara bırakmak tehlikeli.

    Sen kendini sev ki, başkaları seni sevdiğinde “Aaa süper denk geldi!” diyebilesin.

    2. Çünkü en uzun ilişkin… kendinle.

    Doğduğundan beri birliktesiniz. Uyumak, yemek yemek, boş boş bakmak… hep sen.

    Arayı düzelt, zira kendinle küs yaşanmaz. Trip atarsan da, barışmayı yine sen yapacaksın. Masraflı ve yorucu.

    3. Çünkü aynadaki kişi seni terk etmez.

    Er ya da geç herkes gider. Ama sen kalırsın.

    (En kötü ihtimalle, kuaföre gidersin. Ama geri dönersin.)

    🛠️ Peki, Kendini Sevmek Nasıl Olur?

    1. Sabah uyanınca kendine “Günaydın güzel insan” de.

    Evet, saç baş dağınık olabilir ama unutma: Dağınıklığın bile sana özgü.

    (Evin gibi düşün, her köşesi tanıdık.)

    2. Hatalarını Netflix dizisi gibi izle.

    “Bunu ben mi yaptım?” diye düşündüğün anlar olacak.

    Ama bir gün aynı şeyi kahkaha ata ata anlatacaksın.

    (Hatta belki bloga yazarsın. Mesela ben şu an onu yapıyorum.)

    3. ‘Hayır’ demeyi öğren.

    Kendini sevmenin en sade hali: istemediğin şeylere “Hayır” diyebilmek.

    “Gelemem, o gün kendime çay ısmarlayacağım.” diyebilmek… gerçek özgürlük.

    4. Kendine küçük sürprizler yap.

    Bir kahve, bir kitap, bir çiçek…

    Kendini şaşırt. “Aaa sen mi aldın? Ne kadar da düşüncelisin!” deyip gülümse.

    (Not: Bu ekonomiyle hâlâ kendine hediye alabiliyorsan, gerçekten büyük bir sevgisin.)

    5. Kendini başkalarıyla kıyaslama.

    Kimse sabah 08:00’de story atmaz. Atıyorsa da o gerçek değil.

    Senin ritmin yavaşsa, sen öylesin.

    Başkasına değil, kendine yetiş.

    💬 Sonuç: Sev Kendini, Yoksa Kimse Yerine Sevemez

    Kendini sevmek; süs değil, süslenmeden de iyi hissetmektir.

    Onay beklemeden “Ben buradayım.” diyebilmek.

    Bazen battaniyeye sarılıp, “Bugün moralim yok ama iyiyim.” diyebilmektir.

    Hazır bu kadar kendini sevmişken bir kahve koy, Spotify’dan “Kendine Notlar” çal ve bu yazıyı paylaş.

    Belki birileri de bugün ilk defa aynaya gülümser.

    💌

    Sevgiyle (önce kendine),

    Mindora

  • Seni etkileyen 3 kitap nedir ?

    Robin Sharma – Sabah 5 klübü
    Ahmet Şerif İzgören – İş Yaşamında 100 Kanguru
    Kimberley Feeeman – Kır Çiçeği Tepesi

    Sabah 5 Kulübü – Robin Sharma

    Bu kitap, disiplinin, sabah rutininin ve kişisel gelişimin önemini bana adeta yeniden öğretti. Güne erken başlamanın yalnızca bir alışkanlık değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesi olduğunu fark ettim. Kitaptaki karakterlerin dönüşüm yolculuğu, bana da değişimin mümkün olduğunu gösterdi. Sabah 5’te uyanmanın sadece fiziksel bir eylem değil, zihinsel bir dönüşüm olduğunu anladım. Kendime ayırdığım ilk saatlerin günün geri kalanını nasıl şekillendirdiğini bu kitapla deneyimledim.

    İş Yaşamında 100 Kanguru – Ahmet Şerif İzgören

    İş hayatında karşılaşılan durumları mizahi ama gerçekçi bir dille ele alan bu kitap, bana farklı bir bakış açısı kazandırdı. İzgören’in sade dili ve yaşanmış hikâyelerden yola çıkarak verdiği mesajlar, profesyonel yaşantımda daha bilinçli ve esnek olmamı sağladı. Kitaptaki “kanguru” metaforu, iş dünyasındaki sürprizlere hazırlıklı olmam gerektiğini, aynı zamanda olaylara çok yönlü bakabilmenin önemini gösterdi.

    Kır Çiçeği Tepesi – Kimberly Freeman

    Hayal gücünü ve duygusal derinliği harmanlayan bu roman, geçmişle bugünü iç içe geçirerek beni zamanlar arasında bir yolculuğa çıkardı. Kadın karakterlerin güçlü anlatımı, özellikle içsel direniş ve hayata tutunma çabaları beni derinden etkiledi. Kitap, duygusal bağ kurma gücümle birlikte, kendi hayatımdaki kökleri, aile bağlarını ve kişisel kimliğimi sorgulamama neden oldu. Aynı zamanda, geçmişin sırlarını çözmenin bugünkü kararlarımızı nasıl etkileyebileceğini fark ettim.

    Bu üç kitap, farklı yönlerden bana dokundu. Biri disiplinimi güçlendirdi, biri iş hayatındaki duruşumu şekillendirdi, diğeri ise duygusal dünyamı zenginleştirdi. Her biriyle kendimi yeniden keşfettim ve hayata dair yeni pencereler açtım. Gerçekten de kitaplar, yalnızca kelimelerden ibaret değil; bazen hayatın kendisi oluyorlar.

  • Erken kalkan yol alırmış… Ben kahvemi aldım, yol düşünülüyor 😄

    Pazar sabahı… Saat 06:45. Alarm çalıyor.

    İlk düşünce: “Bu saatte kalkılır mı?”

    İkinci düşünce: “Kahve içmeden kişisel gelişim olmaz zaten…”

    Kalkıyorsun. Sessizlik var. Telefon susmuş, dünya henüz uyanmamış.

    Bir yudum kahve, bir nefes derin düşünce. Ve o aydınlanma:

    “Demek ki sabahlar gerçekten bir başka oluyormuş…”

    Erken kalkınca:

    Zihnin daha derli toplu, Gün daha uzun ve huzurlu, Ve en önemlisi… kahve içmek için bahaneye bile gerek kalmıyor!

    Tabii hâlâ uykun varsa, kendine şu motivasyonu ver:

    “Şu an uyumayanlar CEO oldu, ben de bari kahvemi içeyim!”

    Bir sabah dene. Belki de en üretken hâlin, uykulu gözlerinle kahveye uzandığın o anda çıkacak ortaya. Kim bilir? 😄

  • Konu: Cuma Motivasyonu: Haftayı Bitirdin, Excel Seni Bitirmesin! 😊

    Merhaba Değerli Arkadaşlarım,

    Yoğun bir haftayı daha geride bırakıyoruz.

    Pazartesi’den itibaren toplantılar, e-postalar, “çok kısa bir Zoom yapalım”lar derken hepimiz epey yorulduk — farkındayız!

    Ama bugün Cuma 🎉

    Artık yapılacaklar listesini değil, kahve kupanızı güncellemenin zamanı.

    Unutmayın; verimlilik kadar, mola vermek, nefes almak ve kendinize zaman ayırmak da başarıyı sürdürülebilir kılar.

    Hafta sonu şarj olmak için birebirdir — kendinize bu hakkı tanıyın.

    İyi dinlenmeler, mutlu Cumalar!

    Keyifli bir hafta sonu geçirmeniz dileğiyle,

    Mindora

    💼☕🌿