Etiket: dailyprompt-1942

  • Motivasyonum Kayboldu: Momentum Nasıl Yeniden Kazanılır?

    Bir sabah uyanırsın…
    Güneş parlıyor, kuşlar cıvıldıyor, kahven sıcacık… ama senin içinden hiçbir şey yapmak gelmiyor.

    Motivasyon?
    O, bavulunu toplamış, “Ben biraz kafamı dinlemeye gidiyorum” deyip seni ortada bırakmış.

    İşte bu yazı, kayıp motivasyonunu tekrar bulmana yardımcı olacak bir nevi “kayıp ilanı”, biraz gözleme, biraz kahve, bolca ironi içeriyor.


    1. Motivasyon Sandığın Kadar Sadık Değil

    Şunu bir kabul edelim: Motivasyon havalı bir arkadaş. Gelir, gider. Bazen gelirken yanına enerji, ilham, kahve aşkı da getirir… bazen de “Ben sadece uğradım, hemen kaçıyorum,” der.

    Çözüm mü?
    Onu beklememek. Sen harekete geç, sonra o kıskanır gelir. Motivasyon bir nevi egolu; seni koşarken görünce, “Aa ben de katılayım bari” diyor.


    2. Mini Görevler: Dev Dağları Dilimle

    Kendine şöyle bir görev verdin mi hiç?

    “Bugün romanımın ilk 9 bölümünü yazayım, aynı anda diyet yapayım ve finansal özgürlük kazanayım.”

    Yani???
    Hayır. Lütfen. Yapma bunu kendine.

    Motivasyon, küçük zaferleri sever. Mesela sadece bilgisayarı açmak. Ya da dosyanın adını değiştirmek.
    Başka hiçbir şey yapmasan bile o minik adım “Ben geldim” sinyali verir.


    3. “Yapıyormuş Gibi” Yap

    Psikolojik araştırmalar der ki (evet, birileri araştırmış gerçekten):
    Bir şeye başlıyormuş gibi davranmak, başlamaktan daha kolaydır.

    Yani:
    ✔ Kalemi eline al.
    ✔ Not defterini aç.
    ✔ YouTube’dan “çalışma müziği” aç.
    ✔ Gözlerinle hedefe odaklanmış gibi yap (istersen hafif kıs da, daha etkili olur).

    Sonra ne olur biliyor musun? Beyin: “Hmm galiba gerçekten çalışıyoruz?” der… ve çalışmaya başlarsın. Büyü gibi ama değil. Bilim gibi ama eğlenceli.


    4. İlham mı? İlham Şart Değil. İnternet Var.

    İlhamın geleceği yoksa, başka ilhamlara göz dik.
    Aç YouTube’da “başarılı sabah rutini”, gir Instagram’a “productive day reels” bak.

    Ama dikkat: Sadece 10 dakika! Sonra kendini Bali’de dijital göçebe olmayı araştırırken bulma, çünkü bu motivasyon değil, kaçış.


    5. “Sadece 5 Dakika” Stratejisi

    Kendine şunu de:

    “Sadece 5 dakika çalışacağım. Sonra dizi izlemeye devam ederim.”

    Spoiler: 5 dakika dolunca bazen bırakıyorsun. Ama çoğu zaman… devam ediyorsun.
    Neden? Çünkü başladın. Yokuşun başındaki ilk adımı attın. Momentum geldi.
    Ve momentum, motivasyonun cool kuzeni. Daha sadık, daha güçlü.


    6. Kapanış: Motivasyon Gittiğinde de Hayat Devam Ediyor

    Motivasyon seni terk ettiyse, panik yapma. O biraz nazlıdır. Ama sen ne yapacağını biliyorsun artık.

    Başla. Küçük başla. Abartma. Komik ol.
    Ve arada bir iç sesine şöyle de:

    “Bak dostum, motivasyon falan hak getire. Ama ben buradayım. Hadi bakalım!”


    Son Söz:
    Motivasyon gelir geçer ama çabaların iz bırakır.
    Bugün sadece minik bir şey yap… ve sonra üzerine bir kahve iç.
    Çünkü sen bunu hak ettin. Hem çabayı, hem kahveyi.

  • Kendini Kötü Hissedince Yapılacak 7 Nazik Şey!

    Kırılgan olduğun zamanlar da senin bir parçan. O hâline de iyi bak. Kahveni ya da çayını kap, başlıyoruz…

    1. ☕ Bir fincan sıcak bir şeyle durmak

    Kahve olur, çay olur, sıcak çikolata olur… Önemli olan: içini ısıtması. Fincanı iki elinle tut, bir süre sadece bak. Düşüncelerin yarışıyorsa, sen kahvenle yürümeye başla.
    Bonus: Fincanı biraz fazla özlediysen, o da seni özlemiş olabilir.

    2. ✍️ İçinden geçenleri yargılamadan yazmak

    “Bunu yazıyorum çünkü sinirim burnumda ama başka da çarem yok” diye başla. Günlük mü, kağıt mendil mi karar veremediğin şeyleri yaz. Gerekirse duygularına isim koy: “Hoş geldin öfke, köşede bekle.”
    En kötü ihtimalle: yazdıklarını sonra roman yaparsın. Dram hazır.

    3. 🧺 Küçük bir alanı toparlamak

    Hayır, evi baştan aşağı temizlemeye gerek yok. Bir köşe yeter. Yatak, masa, ya da o 3 gündür katlanmayı bekleyen çoraplar…
    Psikolojik destek yetmediğinde, Marie Kondo’dan yardım alırız artık.

    4. 🎧 Yumuşak bir çalma listesi açmak

    Sözsüz, sakin, biraz duygusal müzikler. Ama dikkat: yanlış listeye girip “aşk acısı çalma listesi” açarsan kendini 2008 MSN dönemi melankolisinde bulabilirsin.
    Kontrollü hüzün iyidir. Aşırıya kaçarsan battaniyeye sarılıp tavanla konuşmaya başlarsın.

    5. 🌿 Açıp camı biraz nefes almak

    Camı aç. Dışarıyı izle. Biri köpeğini gezdiriyor, diğeri market poşetini düşürdü, hayat devam ediyor. Sen de onun içindesin.
    İpucu: Temiz hava ruhun AirPods’udur. Şarjı biterse biz de biteriz.

    6. 📴 Bir saatliğine ekrandan uzaklaşmak

    Instagram seni kıyaslara boğduysa uzaklaş. Bir saatlik mini detoks bile beyin için SPA etkisi yapar.
    Hem ekranı bırakınca gerçekten çevrende çiçek açıyor. Şaka değil, en azından saksıda.

    7. 🫶 Kendine şunu demek: “Şu an zor bir an. Ama geçecek.”

    Bunu aynaya bakarak söyle. Sesin titrer mi? Olabilir. Gözlerin dolar mı? Olabilir. Ama geçecek.
    Not: Netflix dizileri bile biterken bu da geçer. Güven bana.

    💌 Son Olarak;

    Kendini kötü hissettiğinde hemen toparlanmak zorunda değilsin. Bazen yapabileceğin en güzel şey; yavaşlamak, biraz durmak ve “bugünlük bu kadar” diyebilmek.
    Kendine nazik ol. Çünkü zaten yeterince uğraşıyorsun. Bir de kendinle savaşma olur mu?

  • Kendini Sevmek: Neden ve Nasıl?

    Çünkü kimse senin kadar uğraşmaz.

    🎯 Önce “Neden?” Sorusuyla Başlayalım

    1. Çünkü başkası yapmayabilir.

    Gerçekçi olalım. Herkes yoğun. Bazısı kendini bile sevmeye vakit bulamıyor.

    O yüzden bu işi dış kaynaklara bırakmak tehlikeli.

    Sen kendini sev ki, başkaları seni sevdiğinde “Aaa süper denk geldi!” diyebilesin.

    2. Çünkü en uzun ilişkin… kendinle.

    Doğduğundan beri birliktesiniz. Uyumak, yemek yemek, boş boş bakmak… hep sen.

    Arayı düzelt, zira kendinle küs yaşanmaz. Trip atarsan da, barışmayı yine sen yapacaksın. Masraflı ve yorucu.

    3. Çünkü aynadaki kişi seni terk etmez.

    Er ya da geç herkes gider. Ama sen kalırsın.

    (En kötü ihtimalle, kuaföre gidersin. Ama geri dönersin.)

    🛠️ Peki, Kendini Sevmek Nasıl Olur?

    1. Sabah uyanınca kendine “Günaydın güzel insan” de.

    Evet, saç baş dağınık olabilir ama unutma: Dağınıklığın bile sana özgü.

    (Evin gibi düşün, her köşesi tanıdık.)

    2. Hatalarını Netflix dizisi gibi izle.

    “Bunu ben mi yaptım?” diye düşündüğün anlar olacak.

    Ama bir gün aynı şeyi kahkaha ata ata anlatacaksın.

    (Hatta belki bloga yazarsın. Mesela ben şu an onu yapıyorum.)

    3. ‘Hayır’ demeyi öğren.

    Kendini sevmenin en sade hali: istemediğin şeylere “Hayır” diyebilmek.

    “Gelemem, o gün kendime çay ısmarlayacağım.” diyebilmek… gerçek özgürlük.

    4. Kendine küçük sürprizler yap.

    Bir kahve, bir kitap, bir çiçek…

    Kendini şaşırt. “Aaa sen mi aldın? Ne kadar da düşüncelisin!” deyip gülümse.

    (Not: Bu ekonomiyle hâlâ kendine hediye alabiliyorsan, gerçekten büyük bir sevgisin.)

    5. Kendini başkalarıyla kıyaslama.

    Kimse sabah 08:00’de story atmaz. Atıyorsa da o gerçek değil.

    Senin ritmin yavaşsa, sen öylesin.

    Başkasına değil, kendine yetiş.

    💬 Sonuç: Sev Kendini, Yoksa Kimse Yerine Sevemez

    Kendini sevmek; süs değil, süslenmeden de iyi hissetmektir.

    Onay beklemeden “Ben buradayım.” diyebilmek.

    Bazen battaniyeye sarılıp, “Bugün moralim yok ama iyiyim.” diyebilmektir.

    Hazır bu kadar kendini sevmişken bir kahve koy, Spotify’dan “Kendine Notlar” çal ve bu yazıyı paylaş.

    Belki birileri de bugün ilk defa aynaya gülümser.

    💌

    Sevgiyle (önce kendine),

    Mindora

  • Konu: Cuma Motivasyonu: Haftayı Bitirdin, Excel Seni Bitirmesin! 😊

    Merhaba Değerli Arkadaşlarım,

    Yoğun bir haftayı daha geride bırakıyoruz.

    Pazartesi’den itibaren toplantılar, e-postalar, “çok kısa bir Zoom yapalım”lar derken hepimiz epey yorulduk — farkındayız!

    Ama bugün Cuma 🎉

    Artık yapılacaklar listesini değil, kahve kupanızı güncellemenin zamanı.

    Unutmayın; verimlilik kadar, mola vermek, nefes almak ve kendinize zaman ayırmak da başarıyı sürdürülebilir kılar.

    Hafta sonu şarj olmak için birebirdir — kendinize bu hakkı tanıyın.

    İyi dinlenmeler, mutlu Cumalar!

    Keyifli bir hafta sonu geçirmeniz dileğiyle,

    Mindora

    💼☕🌿

  • Kendinle Barışmak: İçindeki Gürültücü Komşuyla Anlaşmak

    Kendinle barışık mısın? Yani aynaya bakıp “Heh işte bu!” diyebiliyor musun? Yoksa hala aynada gördüğün kişiye laf sokup, iç sesinle kavga mı ediyorsun?

    Kendinle barışık olmak, bir tür iç huzur değil aslında… daha çok, içindeki o geveze eleştirmeni susturup “Hadi gel kahve içelim, barışalım” demek gibi. Çünkü hepimizin içinde bir “Neden böyle yaptın?”, “Saçın da hiç olmamış bugün” diyen biri var. Sakin ol, o iç ses herkeste var. Sadece bazıları onunla kahve içmeyi öğrenmiş.

    Kusurlarla Anlaşmak, Photoshop’la Uğraşmaktan Daha Kolay

    Kendinle barışmak, mükemmel olmakla ilgili değil. Zaten kim mükemmel ki? Sosyal medyada 87 filtreden geçmiş bir “günaydın” story’si dışında kimse o kadar pürüzsüz değil. Kulaklarının biri öbüründen yukarıdaysa, bunu artık genetik bir espri gibi kabul et. Eğlen kendinle.

    Hatalar mı? Onlar Zaten Full Paket Geliyor

    Kendini sevmek, “Ben asla hata yapmam” demek değil. Aksine, “Ben o hatayı da yaptım ama çok şey öğrendim” diyebilmek. Bazen yanlış kişiye güvenirsin, bazen gereksiz şeylere üzülürsün. Ama sonra dönüp dersin ki: “O gün ağladım ama şimdi aynı şeyi yaşasam güler geçerim.” Gelişim, budur işte.

    Kendini Sevmek = Biraz Da Umursamamak

    Kendinle barışmak, bazen dünyayı değil, sadece yastığını kurtarmak demektir. Her şeye yetişemezsin. Herkesi memnun edemezsin. Zaten niye ediyorsun? Sen devlet dairesi misin?

    Bir gün sadece “Bugün enerjim yok” deyip hiçbir şey yapmamak, kişisel gelişimin ta kendisidir. Çünkü kendine anlayış göstermek, büyümenin işaretidir. Sıkıldığında “sıkıldım” diyebilmektir barışmak. Çok basit ama çok devrimsel.

    Sonuç?

    Kendinle barışmak, gürültülü bir dünyada sessizce kendine sarılmaktır. O içindeki çatlak sesleri susturup, şöyle demektir:

    “Ben iyiyim böyle. Eksiklerimle, fazlalarımla, saçma sapan esprilerimle… Beni sevmeyen varsa, onlar düşünsün. Ben kendimi severim.”

    Not: Bu yazıdan sonra aynaya gidip “İyi ki sensin!” dersen… kimse yargılamaz. Ama yan odadakiler “Yine mi kendine konuşuyor bu?” diyebilir. Boş ver, onlar hâlâ iç sesleriyle küs.

  • Pazartesi bitti, hayatta kaldık!

    Kendinizi tebrik edin, zira haftanın en sinsi günü olan Pazartesi’yi atlattınız. Bu, Everest’e terliklerle tırmanmak gibi bir şey. Ama başardınız!

    Salı mı? O, Pazartesi’nin kuzeni. Ama artık gardımızı aldık. Çarşamba desen, haftanın tam ortası; psikolojik olarak “az kaldı” moduna giriyoruz. Perşembe zaten Cuma’nın ön gösterimi. Cuma? Ah, o artık bir ödül!

    Unutmayın: Haftanın her günü bir fırsat. Kim bilir, belki Salı sabahı harika bir fikir bulursunuz. Belki Çarşamba gülmekten karnınız ağrır. Belki Perşembe birine ilham olursunuz.

    Kendinize güvenin, gülümsemeyi unutmayın. Çünkü en iyi versiyonunuz, iyi hisseden halinizdir.

    Haftaya damganızı vurun, ama kahvenizi de eksik etmeyin!

  • Cumartesi: Kişisel Gelişim mi, Kahvaltı mı?

    Kişisel gelişim kitapları “erken kalk, hedef koy, güne yön ver” der.

    Cumartesi ise “biraz daha uyu, kahvaltı zaten günün zirvesi” diye fısıldar.

    Hafta içi 6:30’da alarma uyanan biz, Cumartesi sabahı 10:45’te gözümüzü aralayıp “bugün verimli geçecek” der, sonra tekrar uyuruz.

    Hedef: Kitap okumak, yürüyüş yapmak, üretken olmak.

    Gerçek: 2 saat Instagram, 1 saat kahve, 3 saat “bir şey izleyeyim” derken akşam.

    Ama belki de Cumartesi, asıl gelişimi hatırlatır:

    Rahatlamak, yavaşlamak, hayattan keyif almak da bir beceridir.

    Yani evet, Cumartesi günü kişisel gelişim biraz bekleyebilir. Ama kahvaltı soğumadan gelmek lazım.

  • Duygularına Sahip Çık!

    Duygularına Sahip Çıkmak, Kendine Sahip Çıkmaktır

    Seninle başlar her şey. Dışarıdaki dünya seni şekillendirmeye çalışsa da, asıl değişim içeriden gelir. Hayat kolay değil. Her gün karşına çıkan olaylar, insanlar, belirsizlikler seni zorluyor. Ve evet, tahammül sınırların daralıyor. Ufak şeyler bile bazen koca bir fırtına gibi kopuyor içinde. Normal. Çünkü sen insansın.

    “Duygular düşman değildir. Onlar, bize bir şeylerin yanlış gittiğini anlatan habercilerdir.” – Brene Brown

    Tahammülsüzlük, çoğu zaman bastırılmış yorgunluğun dışa vurumudur. Sadece olan bitene değil, kendi içinde çözülmemiş duygulara da tepkidir. Biri sesini biraz yükselttiğinde, geçmişte duyduğun o ton aklına gelir belki. Ya da ertelenmiş bir huzursuzluk, en olmadık anda patlar.

    Ama burada kritik bir fark var: Tepki mi veriyorsun, farkındalıkla mı davranıyorsun? Çünkü kişisel gelişim, her şeye gülümsemek ya da pozitif kalmak değildir. Asıl mesele, ne hissettiğini bilmek ve onu yönetebilmektir.

    “İnsan kendi içinde savaşmadıkça, dışarıdaki savaşları kazanamaz.” – Carl Jung

  • Hayat bazen kişisel gelişimle kişisel çöküş arasında ince bir çizgi…

    Bir gün “Sabah 6’da kalkıp meditasyon yapacağım” diyorsun, ertesi gün 11’de uyanıp kahvaltıya moral motivasyonla Nutella sürüyorsun.

    Kitap alıyorsun: “Kendine İyi Davran”, sonra kendine şöyle diyorsun: “Bugünlük dinlen, hak ettin.”

    Bir yanda hedefler, diğer yanda dizi maratonları…

    Ama önemli olan şu:

    Gidiyor olman. Hızın değil, yönün önemli.

    Kimi gün kitap okursun, kimi gün battaniyeye sarılıp hayata küsersin.

    İkisi de senin gelişiminin bir parçası.

    Yani kısacası:

    Sen zaten ilerliyorsun. Sadece biraz kahve ve bolca sabırla! ☕🌱💪

  • Kendini Geliştir, Ama Şarjın Bitmesin


    Kişisel gelişim denince herkes bir anda kitaplara, seminerlere, motivasyon videolarına sarılıyor. Güzel de, önce bir kahvaltı yap istersen. Zira aç karna farkındalık da zor oluyor.
    Her gün “daha iyi bir ben” olmak için çabalıyoruz ama bazen “bugünkü ben” de fena değil.
    Küçük adımlar önemlidir diyorlar, ama biz bazen küçük adımı atarken Instagram’a takılıp 3 saat kaybolabiliyoruz. Olsun, insanız sonuçta.
    Kısacası, geliş ama robot gibi değil. Kendini tanı, geliştir ama arada miskinlik hakkını da kullan. Çünkü gelişim, önce kendine gülümsemekle başlar.