Etiket: dailyprompt

  • “Ne İstediğini Bilmek: Hepimiz Biraz Kararsızlar Kulübü Üyesiyiz”

    Hadi dürüst olalım:

    Hayatta ne istediğimizi biliyor olsak, şu an “Acaba kahve mi içsem… yoksa hayatımı mı değiştirsem?” ikilemlerinde kaybolmazdık.

    Bir gün “Spora başlıyorum!”, ertesi gün “Ama bugün ben değil” modundayız.

    Bir gün “Minimalist olacağım!”, ertesi gün indirimde diye 17 tane aynı renkte çorap alıyoruz.

    Ne istediğini bilmek, modern insanın epik görevi.

    Bir nevi kendi hayatımızın final boss’u.

    Üstelik yan görevler hiç bitmiyor:

    🔺Okulu bitir

    🔺İş bul

    🔺Aşk bul

    🔺Kendini bul

    🔺Sonra kaybetmeden devam et 🙃

    Kararsızlık Yeni Normal mi?

    Eskiden hayat basitti:

    “Büyüyünce ne olacaksın?”

    — “Doktor.”

    Şimdi?

    “Yani… remote çalışsam ama ruhuma da iyi gelse… bir yandan da influencersam… ama toksik görünmesem…”

    Kafamızdaki seçenek sayısı: 7.834.221

    Kalbimizin olgunluk seviyesi: pending 🕣

    Asıl Sorun: Çok Fazla Seçenek!

    Netflix açıyoruz:

    Film mi? Dizi mi?

    Belgesel mi? Yoksa gerçek suç hikayesi mi?

    Sonuç: Uyuyakaldık.

    Restorana gidiyoruz:

    Menü 14 sayfa.

    Her şey güzel.

    Sonuç: Garsonun önerdiğini söylüyoruz.

    Hayat da böyle işte.

    Seçenek çok → kafa karışık → kendine dönmek zorlaşıyor.

    Peki, Nasıl Bulacağız Ne İstediğimizi?

    📌 Ufak ama etkili bir liste:

    1️⃣ İç sesini aç, dış sesleri kısmayı öğren

    2️⃣ Başkalarının “mükemmel” hayatlarına değil, seninkine bak

    3️⃣ “Yanlış seçim” diye bir şey yok — deneyim var

    4️⃣ Büyük değişim değil → küçük adımlar

    5️⃣ Kendine karşı sabırlı ol (Herkes çözemedi henüz)

    Çünkü bazen bir kahve alıp “N’apıyoruz biz?” diye düşünmek bile ilerlemektir.

    Son Söz:

    Ne istediğini bulmak bir yolculuk…

    Ama kim söylemiş hedefe varınca eğlenceli olacağını? 🎢

    Asıl keyif:

    Denemek, yanılmak, güldükçe yeniden başlamak.

    Ve unutma:

    Kararsız olmamız, hala seçeneklerimiz olduğu anlamına geliyor.

    Bence bu şahane 💛

  • “Arayı Açtık Ama Kopmadık: Mindoras Günlüklerine Dönüş Hikayesi”

    Merhaba sevgili Mindoras yolcusu! 🎈
    Uzun zamandır yoktum. Hani şu “iki dakika dinleneceğim” deyip 8 ay ortadan kaybolan insan tipi vardır ya… işte ben. Ama merak etmeyin, kayboluşum sırasında Mars’a falan gitmedim. Sadece hayat, çok ilginç yan görevler çıkardı:
    Mini bosslarla savaş, enerji barı sıfıra inme, level atlamaya çalışırken tuşların bozulması gibi…

    Ve şunu fark ettim:

    Zaman geçiyor. Biz takip etmek yerine bazen sadece göz kırpıyoruz.

    Ara verdiğim bu dönemde biriktirdiklerim oldu:

    • Biraz tecrübe
    • Biraz kahkaha
    • Biraz gözyaşı
    • Ve bol bol iç ses
      (İç sesim çok konuşuyor, yakında ona da sözleşme yapabilirim.)

    Şimdi geri döndüm çünkü içimde bir ses durmadan şunu fısıldıyordu:
    “Yaz, yaz, yaz… insanın aklı yazınca düzeliyor.”

    Belki hayat hepimizi sağa sola savuruyor.
    Belki motivasyonumuz arada bir tatile çıkıyor.
    Belki bazen hiçbir şey yapmadan “hiçliğin yogası”nı tercih ediyoruz.

    Ama dönmek…
    İşte en güzel cesaret bu.

    Mindoras bundan böyle:

    • Biraz kişisel gelişim
    • Biraz mizah
    • Biraz beynin oyunları
    • Ve çokça biz neysek o

    olacak.

    Klişeye bağlamak istemem ama…
    Bazen insan kendine dönmek için kaybolur.

    Ben döndüm.
    Kahven varsa iç, yoksa çay koy.
    Beraber toparlanacağız, söz.
    Yeni yazılar yakında geliyor.

    Mindoras yeniden yayında.
    Ve bu defa tam burada, tam şimdi. ✨

    Mindoras Notu:
    Hayat bir oyunsa… “continue” tuşuna bastım.
    Sıra sende. Sen de bastın mı?

  • Küçük Adımların Büyüsü

    Hedeflerimiz genelde gözümüzde büyür. “Bir gün yaparım” dediğimiz hayaller, büyük adımlar beklediğimiz için hep ertelenir. Oysa hayatın değişimi, çoğu zaman küçük adımlarla başlar.

    Bir kitabı bitirmek için önce ilk sayfayı açmak gerekir. Sağlıklı yaşamak için uzun bir maratona çıkmak değil, günün birinde 10 dakikalık bir yürüyüş yapmak yeterlidir. Büyük dönüşümler, küçük seçimlerin tekrar tekrar yan yana gelmesiyle inşa olur.

    Küçük adımlar, bize şunu hatırlatır: “Şimdi başla.” Çünkü en önemli olan, mükemmel bir plan değil, harekete geçmektir. Her gün atılan minik bir adım, bir yıl sonra koca bir yolculuğa dönüşür.

    Ve belki de en güzeli şudur: Küçük adımlar, bizi yormaz, gözümüzü korkutmaz, sürdürülebilir bir yol açar. Bir gün fark ederiz ki, ufak tefek çabalarımız bir araya gelmiş ve hayatımızın yönünü değiştirmiştir.

    Unutma, sihir büyük adımlarda değil; sabırla, inatla ve istikrarla atılan küçük adımların büyüsünde saklıdır.

    Bugün atabileceğin üç küçük adım:

    Sabah 2 dakika derin nefes al, zihnini temizle. Gün içinde 1 sayfa kitap oku. Yatmadan önce şükrettiğin 1 şeyi yaz.

    ✨ “Bin millik yolculuk bile tek bir adımla başlar.” — Lao Tzu

  • Küçük Öfkelere Saklanan Büyük Gerçekler

    Gün içinde kaç kez sinirleniyoruz, farkında mısın?

    Market poşetinin yırtılmasına, asansörün gelmemesine, biri “tam senin önüne” geçince bozulan sıraya…

    O kadar çok küçük şeye kızıyoruz ki, sanki sinirlenmek içten içe yeni meditasyonumuz oldu.

    Ama durup sorsak kendimize: “Gerçekten bu kadar öfkelenecek ne var?”

    İşte orası biraz karışık.

    Çünkü bazen sinirlendiğimiz şey, sadece o anki durum değil.

    Bazen, sabah geç kaldığımız işe aslında içten içe hiç gitmek istemediğimiz için gerginizdir.

    Bazen mesajımıza cevap gelmedi diye üzülmeyiz; cevap bekliyor olmak zaten yeterince can sıkıcıdır.

    Ama biz, bu duyguların üstüne bir “of ya!” serpiştiririz ve yola devam ederiz.

    Küçük öfkeler, içimizde taşıdığımız büyük sessizlikleri bastırmak için kullandığımız pratik kılıflardır.

    Çünkü kimse sabah “Ben bu hayatı gerçekten seviyor muyum?” diye uyanmak istemez.

    Ama yere düşen çatal yüzünden deliye dönmek… işte o, çok daha kolaydır.

    Zihnimizdeki bu minik yangınlar aslında içten içe şunu haykırır:

    “Ben burada olmak istemiyorum ama nerede olmak istediğimi de bilmiyorum.”

    Ve biz, bunu bastırmak için prizdeki şarj aletine bile trip atar hale geliriz.

    🔍 Peki ya Sonuç?

    Belki de mesele, kabaran fatura değil.

    Belki de mesele, kendimizle yıllardır konuşmayı ertelediğimiz konular.

    Biz hâlâ “neden herkes bu kadar sinir bozucu?” diye sorarken,

    asıl soru göz kırpıyor bir köşeden:

    “Sen gerçekten ne istiyorsun?”

    Küçük öfkelere sığınırken, büyük cevapları hep erteliyoruz.

    Ama ertelediğimiz her soru, bir sonraki öfkeye gizlice ekleniyor.

    ✨ Ve Bir Alıntı:

    “İnsanın en büyük savaşı, dış dünyayla değil, kendi içinde görmezden geldikleriyle olur.”

    — Carl Jung

  • 🌿 İnsanın Anlam Arayışı

    “Kızdım çünkü biri beni kızdırdı” mı…?

    Çoğumuz fark etmeden bir sahnenin yan karakterine dönüşüyoruz.

    Günlük hayatın içinde, kendi hislerimizi başkalarının davranışlarına bağlayarak yaşıyoruz.

    “Beni sinirlendirdi.”

    “Beni kırdı.”

    “Beni üzdü.”

    Oysa gerçekten seni üzen neydi?

    Onun yaptığı mı?

    Senin o davranışa yüklediğin anlam mı?

    🎭 Sorumluluk dışarıda mı içeride mi?

    Bir düşün.

    Aynı cümleyi farklı iki kişiden duyduğunda aynı tepkiyi vermiyor olman bir tesadüf mü?

    Demek ki mesele sadece söylenen değil,

    onu duyan sensin.

    🧩 Duygular, başkalarının değil senin yansımandır.

    Belki biri sana kaba davrandı.

    Ama gerçekten seni sarsan, o kabalığın içinde tetiklenen bir geçmiş deneyimindi.

    Sevilmeme korkusu

    Yetersizlik duygusu

    Onay ihtiyacı

    Başka biri aynı cümleyi duyduğunda omuz silkip geçerken,

    senin içine neden bir yumruk gibi oturdu?

    🔍 Anlam Arayışı, Kendine Dönüşle Başlar

    Bu yazı bir suçlu aramak için değil.

    Bir kurbanlık ilan etmek için hiç değil.

    Ama belki şöyle demek için:

    “Evet, bu durum beni etkiledi. Ama neden bu kadar etkiledi, bunu anlamak istiyorum.”

    Çünkü anlamak, iyileştirmenin ilk adımıdır.

    Ve insan ancak kendini anlamaya başladığında, anlam arayışında bir adım yol alabilir.

    Küçük Bir Durak:

    Bugün seni rahatsız eden bir olayı düşün.

    O an yaşadığın duyguyu bul.

    Ve kendine sessizce şunu sor:

    “Bu duygunun bende tuttuğu yer ne?”

    “Gerçekten karşımda duran kişiye mi ait, yoksa çok daha derine mi kök salmış?”

    Anlam arayışı, dış dünyada değil…

    Kendi içindeki yankıda başlar.

  • ⏳ Zaman Geçiyor, Peki Sen Aynı Mısın?

    Bazen her şey değişir, biz hâlâ aynı yerde gibi hissederiz. Ama öyle mi?

    Zaman geçiyor evet.

    Takvimler değişiyor, mevsimler geçiyor, hatta bazı insanlar saç rengiyle beraber kişiliğini de değiştiriyor.

    Ama biz? Biz aynı mıyız?

    Kendime sık sık bu soruyu soruyorum:

    “Zaman geçiyor, ama ben geçebiliyor muyum?”

    🌒 Akşam 22:37 – Zihinsel Trafik Yoğunluğu

    Yatmaya hazırlanıyorum.

    Telefonu bırakıyorum, ışığı kapatıyorum, kafamı yastığa koyuyorum.

    Ve o an geliyor:

    “Ben ne yapıyorum?”

    “Zaman geçiyor, ben hâlâ hayatımı çözemedim.”

    Tam drama zirveye ulaşacakken, iç sesim devreye giriyor:

    — “Şu lavabodaki çatalı da bırakma artık orada.”

    Ve evrenin anlamı, paslı bir çatalın gölgesinde kayboluyor.

    Dış dünya bir film sahnesi gibi.

    Instagram’da herkes yoga yapıyor, deniz kenarında kitap okuyor, “öz” ile “ben” arasında köprü kuruyor.

    Ben?

    Ben yoğurdun son kullanma tarihine bakıyorum.

    Ve içimdeki küçük ama kararlı ses fısıldıyor:

    — “Geç kaldın…”

    Ama nereye, kime, neye geç kaldım bilmiyorum.

    Belki de sadece kendime geç kaldım.

    Kendimi hep “sonra ilgilenirim” klasörüne atıyorum.

    🎭 Gülmek Mi? Evet Lütfen.

    Hayat bazen öyle bir ağırlık yapıyor ki, altından kalkmak için mizah kazmasıyla eşelemek zorunda kalıyorum.

    Örneğin:

    “Hayat amacımı buldum!”

    Dolaba çikolata bakmaya gider…

    Veya:

    “Meditasyon yapıyorum”

    Tavana 2 saat bakar…

    Çünkü gülmek, bazen duyguların üstünü örten bir battaniyedir.

    Isıtır, sarar, geçici de olsa huzur verir.

    🧘‍♀️ Peki Ya Şimdi?

    Zaman geçiyor, evet.

    Ama mesele belki de her şeye yetişmek değil.

    Belki sadece “ben buradayım” diyebilmek.

    Çünkü geçmiş hep pişmanlıklarla dolu olacak.

    Gelecekse hep belirsizlikle.

    O yüzden en kıymetli durak: Şimdi.

    Ve eğer şu an bu satırları okuyorsan…

    Kendine az da olsa vakit ayırmışsın demektir.

  • Herkesin Zor Zamanları Vardır

    Bir şeyler kötü gittiğinde, neden hep bizmişiz gibi gelir?

    Hayat bazen hiç sormadan üzerimize gelir. Planlarımız altüst olur, beklenmedik bir haberle dengemiz bozulur ya da sadece içimizde bir şeyler dağılır. Böyle anlarda genellikle kendimizi çok yalnız hissederiz. Milyarlarca insan var ama sanki acı çeken tek kişi bizmişiz gibi…

    Ne yapacağımızı bilemediğimiz zamanlarda başvuracağımız ilk şey genellikle düşünmektir. Ama düşünmek her zaman çözüm getirmez. Aksine, zihnimizde döne döne aynı sorulara takılırız. Cevaplar aynı kalır, ama biz zamanla değişiriz.

    Zaman geçtikçe fark ederiz ki;

    Değişmeyen tek şey sorunun kendisi olmuştur.

    Değişen ise bizizdir.

    Uykularımız bozulur.

    İştahımız değişir.

    İnsan görmek istemeyiz.

    Enerjimiz düşer.

    Küçük şeyler bile bizi yorabilir hale gelir.

    Bu dönemler, kendi içimize çekildiğimiz, hayata biraz ara verdiğimiz zamanlardır aslında. Dışarıdan pek bir şey görünmese de içimizde bir mücadele vardır. Ve her mücadele gibi bu da iz bırakır. Ama unutma; her iz aynı zamanda iyileşmenin de işaretidir.

    Peki Ne Yapmalı?

    Öncelikle kendine yüklenmemelisin.

    Yaşadığın şey kolay değil.

    Ama sen de güçsüz değilsin.

    Kendine şunu hatırlat:

    Bu sürecin geçici olduğunu, Duygularının insanca ve doğal olduğunu, Ve en önemlisi, bu dönemin seni dönüştüreceğini…

    Bazı zamanlar sadece “dayanmak” bile yeterlidir. İyileşmek, çoğu zaman sessizce olur. Ne zaman döndüğüne bile anlam veremediğin bir neşeyle bir sabah uyanıverirsin…

  • 💤 Zihinsel Pijamalar – Bölüm 3:

    “Zihnimde Konuşanlar Derneği”

    Bir gece daha… iç seslerin açık oturumuna hoş geldiniz.

    Bir günü daha geride bıraktık.

    Dişler fırçalandı. Pijamalar giyildi. Telefon bir kenara bırakıldı — en azından öyle niyet edildi.

    Ve o kutsal an geldi:

    Yastığa kafayı koymak.

    Ama işte tam o anda…

    Zihinde bir ses yükseliyor:

    “Bugün biraz fazla mı sessizdin acaba?”

    Ve sonra bir diğeri:

    “Asıl sessizliği yarın sabah alarm çalınca göreceğiz.”

    Derken bir tanesi geçmişten bağlanıyor yayına:

    “2017’deki o mesajı niye öyle gönderdin acaba?”

    Bir diğeri bugünden söz alıyor:

    “Süt aldın mıydı? Almadıysan kahvaltı yalan.”

    Bir başkası da gelecekten bağırıyor:

    “Yarınki sunum için panik yapma… ama hazır da değilsin bu arada.”

    Evet…

    Zihnimde Konuşanlar Derneği toplanmış durumda.

    Başkan sensin, ama söz hakkı hep onlarda.

    Üstelik susmak bilmiyorlar. Gündem sonsuz:

    Hayatın anlamı, kahve filtresi, bitmeyen WhatsApp grupları, eski sevgilinin storysi, evrende yalnız mıyız, kargo neden hâlâ gelmedi, yastığın soğuk tarafı nerede…

    🤹‍♀️ Bu Oturumda Kimler Var?

    Mantık Temsilcisi: “Yat, uyuman lazım. Uyuyamazsan yarın perişan olursun.” Duygu Komitesi: “Ama bugün kendini biraz yalnız hissetmedin mi?”

    Kaygı Sorumlusu: “Yarınki görüşmeyi kesin batıracaksın.”

    Nostalji Ekibi: “Lisede o tişörtü niye herkesle aynı gün giydin ya…”

    Bir de moderatör var: Sen.

    Sadece dinliyorsun. Araya girmek mümkün değil.

    Söz hakkı istersin ama sesin çıkmaz.

    🎬 Geceyi Bitirelim Mi?

    Zihnin, gün içinde bastırdığın her şeyi gece tekrar oynatır.

    Bir nevi tekrar yayını.

    Bazen komedi, bazen dram.

    Ama hepsinin ortak özelliği:

    Uykuya geçişi engellemekte olağanüstü bir başarı sergilerler.

    Peki çözüm ne?

    Belki sadece fark etmek.

    Bu iç sesleri yargılamadan gözlemlemek.

    Onların da bir işi var: seni korumak, yönlendirmek, bazen de eğlendirmek.

    Ama unutma: Son sözü sen söylersin.

    🌙 Kapanış:

    Derneğin bugünkü oturumu sona erdi.

    Yastık yine yumuşak, dünya yine sessiz.

    Şimdi biraz nefes al.

    Gözlerini kapat.

    Ve kendine şunu hatırlat:

    “Her düşünceye cevap vermek zorunda değilsin.”

    İyi uykular.

    Zihinsel pijamalarını giydin mi?

  • “Yaşam Kalitesini Artırmanın Anahtarı: Dengeyi Kurmak”

    Günümüzün hızlı ve yoğun yaşam temposunda kendimizi ihmal etmek kolay, dengeyi kurmak ise bir ihtiyaçtan çok bir zorunluluk haline geldi. Bu yazıda; beden, zihin ve ruh arasında sağlıklı bir uyum kurmanın yollarını keşfedecek, yaşam kaliteni artırmak için atabileceğin sade ama etkili adımlarla tanışacaksın.

    Denge

    Hayatın her alanında karşımıza çıkan ama çoğu zaman fark etmeden ihlal ettiğimiz temel bir kavram.

    Sağlıklı bir bedenin, huzurlu bir zihnin, doyurucu ilişkilerin ve sürdürülebilir bir yaşamın olmazsa olmazı.

    Peki nedir bu “denge” dediğimiz şey?

    🔍 Denge Nedir?

    Denge, herhangi bir şeyin aşırıya kaçmadan, eksik kalmadan, uyum içinde olmasıdır.

    Ne çok fazla ne çok az.

    Bir şeyin doğru oranla, doğru zamanda, doğru şekilde yerini bulmasıdır.

    Bu sadece fiziksel bir denge değil; duygusal, zihinsel, sosyal ve hatta ruhsal dengeyi de kapsar.

    🧭 Yaşamın Farklı Alanlarında Dengenin Önemi

    1. Beden ve Sağlık

    Aşırı yeme ya da aşırı diyet; her ikisi de bedeni dengeden çıkarır. Hareket ve dinlenme arasında kurulan denge, kasların gelişimini ve bağışıklık sistemini etkiler. Uykusuzluk da, fazla uyku da bedenin doğal ritmini bozar.

    Bilimsel Not: Homeostaz, bedenin iç dengesini koruma yetisidir. Vücut ısısından hormon seviyelerine kadar pek çok sistem bu dengeye göre çalışır.

    2. Zihinsel Denge

    Çok düşünmek zihni yorar, hiç düşünmemek ise gelişimi engeller. Sürekli hedef odaklı yaşamak kadar, tamamen amaçsız olmak da ruh sağlığını olumsuz etkiler. Zihinsel denge, düşüncelerle duyguların sağlıklı şekilde işlenmesinden geçer.

    Pratik Öneri: Günde 10 dakikalık meditasyon veya nefes egzersizi, zihinsel dengeyi korumada etkilidir.

    3. İnsan İlişkileri

    Aşırı fedakarlık, zamanla içsel tükenmişliğe neden olur. Herkesten uzak durmak da duygusal izolasyona yol açar. Sağlıklı ilişkiler, verme ve alma dengesine dayanır.

    Kendine Soru: Bir ilişkide sadece sen mi uğraşıyorsun, yoksa karşılıklı bir emek var mı?

    4. Duygular

    Üzüntüyü bastırmak kadar, sürekli onu yaşamak da dengeyi bozar. Mutluluğu takıntı haline getirmek, diğer duyguları yok saymak anlamına gelir. Duygusal denge; tüm duyguları tanımak, anlamak ve yönetebilmektir.

    Hatırlatma: Her duygu, geçici bir misafir gibidir. Gelir ve gider. Ona tutunmak ya da kaçmak değil; tanımak gerekir.

    5. Zaman Yönetimi ve Sosyal Yaşam

    Sürekli çalışmak üretkenliği değil, tükenmişliği getirir. Sürekli sosyalleşmek, iç sesinle bağını koparır. Zamanı dengeli kullanmak, yaşam kalitesini belirler.

    Uygulama Fikri: Haftanı planlarken; dinlenme, üretim ve eğlenceye eşit alan ayırmayı dene.

    🔄 Denge Kurulabilir mi?

    Evet, ama bir defalık değil.

    Denge, sabit bir hedef değil; sürekli ayarlanan bir süreçtir.

    Hayat değiştikçe, roller değiştikçe, sen değiştikçe denge noktaları da kayar.

    Önemli olan bu kaymaları fark edebilmek ve yeniden ayarlayabilmektir.

    ✍️ Kapanış

    Denge, hayatı akışında ve sağlıklı tutan görünmez bir mekanizmadır.

    Bizi tüketmeden, bizi bizden almadan yaşamamızı sağlar.

    Bazen durarak, bazen ilerleyerek, bazen sadece dinleyerek sağlanır.

    Kendine bugün küçük bir soru sor:

    “Şu an hangi alanda dengeye ihtiyacım var?”

    Bu sorunun cevabı, belki de yeni bir yolculuğun ilk adımıdır.

  • 💤Zihinsel Pijamalar – Bölüm 2:🧘 Zihinsel Soğuma Hareketleri

    👉🏻Uyumadan Önce Beyne Soğuk Havlu Sarma Rehberi)

    Şimdi derin bir nefes al…

    Gerçekten al ama, şöyle diyaframdan – hani tüm gün görmezden geldiğimiz yerden.

    Ver nefesi yavaşça… Verirken o “Trafikte neden yol vermedim ki?” sorusunu da ver gitsin.

    Kafanın içindeki yorumcu kadroyu yavaş yavaş sahneden alalım:

    “Sen o tartışmada haklıydın canım, ama şimdi mola zamanı.”

    O iç sesin “Şöyle yan döneyim” cümlesini bir yastığa, bir de evrenin boşluğuna bırak.

    Yan dön, düz dön, ters dön… Bu gece yatakta sadece bedenin kalsın, zihnin biraz dinlensin.

    📻 Bonus Rahatlama Önerisi:

    *“Şu an uyumuyorum ama sorun değil” mantrasını tekrar et.

    Çünkü bazen zihin sadece sesini duyurmak ister.

    Bir iki cümlesini dinle, sonra ona da “Hadi pijamalarını giy” de.

    Gecenin bu saatinde hâlâ geçmişi kurcalayan düşüncelere:

    “Sıran değil, sabah bekle” diyerek zihinsel sıra numarası dağıtabilirsin.

    Kim bilir, belki sabaha unutulmuş olurlar…

    Olmazlarsa, kahveyle tekrar konuşuruz.

    İyi geceler.

    Zihin pijamalarını giydi, artık kapanış vakti. 🌙🛏️