Kategori: Uncategorized

  •  “Deniz Feneri Günlüğü: Yalnızım Ama Işıltılıyım!”

    Bazı insanlar yalnız kalınca kitap okur, bazıları yoga yapar, bazıları da Instagram’da 2007 doğumlu kedilere felsefe anlatır. Ama bir deniz feneri? O hep yalnız. Üstelik 360 derece yalnız.

    Deniz fenerleri, denizcilerin pusulası, martıların gözetleme kulesi, romantik film sahnelerinin de dram dozunu arttıran muhteşem yapılardır. Ama asıl görevleri gayet teknik: “Gelme, kayalık var!” demek. Bunu da göz kırpar gibi yaparlar; tabii romantik bir göz kırpma değil, “Bak hâlâ burada kayalık var” diye her 5 saniyede bir uyarı niteliğinde. Trafik lambasının empati yüklü versiyonu gibi düşünün.

    Fenerin CV’si:

    Pozisyon: Yol gösterici

    Lokasyon: Genellikle çok rüzgarlı, bol dalgalı, telefon çekmeyen bölgeler Çalışma saatleri: 7/24 Maaş: Şöhret ve martı pisliği

    Yan haklar: Ay ışığı, zaman zaman balıkçı hikâyeleri

    Tarihin Instagram Influencer’ı

    Antik Yunan’da bile “deniz feneri” kavramı vardı. Mısırlıların meşhur İskenderiye Feneri, zamanının Eiffel Kulesi gibiydi. Eğer milattan önce Instagram olsaydı, “#SunsetVibes #SafeHarbor #GlowUp” etiketleriyle story atardı.

    Deniz Feneri ile Bir Gün

    Düşünün, sabah uyanıyorsunuz. Çay yok, komşu yok, kahve de yok. Sadece rüzgar, tuz ve belki adını “Zeytin” koyduğunuz bir martı.

    Ama olsun. Siz bir görev insanısınız. O ışığı yakacak ve o gemiyi kurtaracaksınız. Sizi kimse alkışlamayacak ama olsun. Deniz size teşekkür etmese de, o gemi batmadıysa sizin yüzünüzden.

    Fenerler Neden Bu Kadar Hüzünlü?

    Belki de fenerleri bu kadar sevmemizin sebebi, onların sessiz ama kararlı duruşları. Hep oradalar. Hep ışık saçıyorlar. Hep birilerine yardım ediyorlar ama asla “Bak ben yaptım!” demiyorlar.

    Yani… bir nevi ışıklı introvertler diyebiliriz.

    Son Olarak;

    Bir gün hayat fırtına gibi eser, yönünüzü kaybedersiniz. İşte o zaman bir yerlerde bir deniz feneri vardır. Sizin için göz kırpar.

    Belki gerçek değil, belki metaforik… ama hep bir yol gösteren olur.

    Ve bazen en parlak ışık, en sessiz yerden gelir.

  • Motivasyonum Kayboldu: Momentum Nasıl Yeniden Kazanılır?

    Bir sabah uyanırsın…
    Güneş parlıyor, kuşlar cıvıldıyor, kahven sıcacık… ama senin içinden hiçbir şey yapmak gelmiyor.

    Motivasyon?
    O, bavulunu toplamış, “Ben biraz kafamı dinlemeye gidiyorum” deyip seni ortada bırakmış.

    İşte bu yazı, kayıp motivasyonunu tekrar bulmana yardımcı olacak bir nevi “kayıp ilanı”, biraz gözleme, biraz kahve, bolca ironi içeriyor.


    1. Motivasyon Sandığın Kadar Sadık Değil

    Şunu bir kabul edelim: Motivasyon havalı bir arkadaş. Gelir, gider. Bazen gelirken yanına enerji, ilham, kahve aşkı da getirir… bazen de “Ben sadece uğradım, hemen kaçıyorum,” der.

    Çözüm mü?
    Onu beklememek. Sen harekete geç, sonra o kıskanır gelir. Motivasyon bir nevi egolu; seni koşarken görünce, “Aa ben de katılayım bari” diyor.


    2. Mini Görevler: Dev Dağları Dilimle

    Kendine şöyle bir görev verdin mi hiç?

    “Bugün romanımın ilk 9 bölümünü yazayım, aynı anda diyet yapayım ve finansal özgürlük kazanayım.”

    Yani???
    Hayır. Lütfen. Yapma bunu kendine.

    Motivasyon, küçük zaferleri sever. Mesela sadece bilgisayarı açmak. Ya da dosyanın adını değiştirmek.
    Başka hiçbir şey yapmasan bile o minik adım “Ben geldim” sinyali verir.


    3. “Yapıyormuş Gibi” Yap

    Psikolojik araştırmalar der ki (evet, birileri araştırmış gerçekten):
    Bir şeye başlıyormuş gibi davranmak, başlamaktan daha kolaydır.

    Yani:
    ✔ Kalemi eline al.
    ✔ Not defterini aç.
    ✔ YouTube’dan “çalışma müziği” aç.
    ✔ Gözlerinle hedefe odaklanmış gibi yap (istersen hafif kıs da, daha etkili olur).

    Sonra ne olur biliyor musun? Beyin: “Hmm galiba gerçekten çalışıyoruz?” der… ve çalışmaya başlarsın. Büyü gibi ama değil. Bilim gibi ama eğlenceli.


    4. İlham mı? İlham Şart Değil. İnternet Var.

    İlhamın geleceği yoksa, başka ilhamlara göz dik.
    Aç YouTube’da “başarılı sabah rutini”, gir Instagram’a “productive day reels” bak.

    Ama dikkat: Sadece 10 dakika! Sonra kendini Bali’de dijital göçebe olmayı araştırırken bulma, çünkü bu motivasyon değil, kaçış.


    5. “Sadece 5 Dakika” Stratejisi

    Kendine şunu de:

    “Sadece 5 dakika çalışacağım. Sonra dizi izlemeye devam ederim.”

    Spoiler: 5 dakika dolunca bazen bırakıyorsun. Ama çoğu zaman… devam ediyorsun.
    Neden? Çünkü başladın. Yokuşun başındaki ilk adımı attın. Momentum geldi.
    Ve momentum, motivasyonun cool kuzeni. Daha sadık, daha güçlü.


    6. Kapanış: Motivasyon Gittiğinde de Hayat Devam Ediyor

    Motivasyon seni terk ettiyse, panik yapma. O biraz nazlıdır. Ama sen ne yapacağını biliyorsun artık.

    Başla. Küçük başla. Abartma. Komik ol.
    Ve arada bir iç sesine şöyle de:

    “Bak dostum, motivasyon falan hak getire. Ama ben buradayım. Hadi bakalım!”


    Son Söz:
    Motivasyon gelir geçer ama çabaların iz bırakır.
    Bugün sadece minik bir şey yap… ve sonra üzerine bir kahve iç.
    Çünkü sen bunu hak ettin. Hem çabayı, hem kahveyi.

  • Kendini Kötü Hissedince Yapılacak 7 Nazik Şey!

    Kırılgan olduğun zamanlar da senin bir parçan. O hâline de iyi bak. Kahveni ya da çayını kap, başlıyoruz…

    1. ☕ Bir fincan sıcak bir şeyle durmak

    Kahve olur, çay olur, sıcak çikolata olur… Önemli olan: içini ısıtması. Fincanı iki elinle tut, bir süre sadece bak. Düşüncelerin yarışıyorsa, sen kahvenle yürümeye başla.
    Bonus: Fincanı biraz fazla özlediysen, o da seni özlemiş olabilir.

    2. ✍️ İçinden geçenleri yargılamadan yazmak

    “Bunu yazıyorum çünkü sinirim burnumda ama başka da çarem yok” diye başla. Günlük mü, kağıt mendil mi karar veremediğin şeyleri yaz. Gerekirse duygularına isim koy: “Hoş geldin öfke, köşede bekle.”
    En kötü ihtimalle: yazdıklarını sonra roman yaparsın. Dram hazır.

    3. 🧺 Küçük bir alanı toparlamak

    Hayır, evi baştan aşağı temizlemeye gerek yok. Bir köşe yeter. Yatak, masa, ya da o 3 gündür katlanmayı bekleyen çoraplar…
    Psikolojik destek yetmediğinde, Marie Kondo’dan yardım alırız artık.

    4. 🎧 Yumuşak bir çalma listesi açmak

    Sözsüz, sakin, biraz duygusal müzikler. Ama dikkat: yanlış listeye girip “aşk acısı çalma listesi” açarsan kendini 2008 MSN dönemi melankolisinde bulabilirsin.
    Kontrollü hüzün iyidir. Aşırıya kaçarsan battaniyeye sarılıp tavanla konuşmaya başlarsın.

    5. 🌿 Açıp camı biraz nefes almak

    Camı aç. Dışarıyı izle. Biri köpeğini gezdiriyor, diğeri market poşetini düşürdü, hayat devam ediyor. Sen de onun içindesin.
    İpucu: Temiz hava ruhun AirPods’udur. Şarjı biterse biz de biteriz.

    6. 📴 Bir saatliğine ekrandan uzaklaşmak

    Instagram seni kıyaslara boğduysa uzaklaş. Bir saatlik mini detoks bile beyin için SPA etkisi yapar.
    Hem ekranı bırakınca gerçekten çevrende çiçek açıyor. Şaka değil, en azından saksıda.

    7. 🫶 Kendine şunu demek: “Şu an zor bir an. Ama geçecek.”

    Bunu aynaya bakarak söyle. Sesin titrer mi? Olabilir. Gözlerin dolar mı? Olabilir. Ama geçecek.
    Not: Netflix dizileri bile biterken bu da geçer. Güven bana.

    💌 Son Olarak;

    Kendini kötü hissettiğinde hemen toparlanmak zorunda değilsin. Bazen yapabileceğin en güzel şey; yavaşlamak, biraz durmak ve “bugünlük bu kadar” diyebilmek.
    Kendine nazik ol. Çünkü zaten yeterince uğraşıyorsun. Bir de kendinle savaşma olur mu?

  • Çocukken en sevdiğiniz kitabı hatırlıyor musun?

    Cevap: Denizler Altında Yirmi Bin Fersah

    “Bizi gerçekten özgür kılan şey nedir? Bilmek mi, kaçmak mı, ait olmak mı?”

  • Kendini Sevmek: Neden ve Nasıl?

    Çünkü kimse senin kadar uğraşmaz.

    🎯 Önce “Neden?” Sorusuyla Başlayalım

    1. Çünkü başkası yapmayabilir.

    Gerçekçi olalım. Herkes yoğun. Bazısı kendini bile sevmeye vakit bulamıyor.

    O yüzden bu işi dış kaynaklara bırakmak tehlikeli.

    Sen kendini sev ki, başkaları seni sevdiğinde “Aaa süper denk geldi!” diyebilesin.

    2. Çünkü en uzun ilişkin… kendinle.

    Doğduğundan beri birliktesiniz. Uyumak, yemek yemek, boş boş bakmak… hep sen.

    Arayı düzelt, zira kendinle küs yaşanmaz. Trip atarsan da, barışmayı yine sen yapacaksın. Masraflı ve yorucu.

    3. Çünkü aynadaki kişi seni terk etmez.

    Er ya da geç herkes gider. Ama sen kalırsın.

    (En kötü ihtimalle, kuaföre gidersin. Ama geri dönersin.)

    🛠️ Peki, Kendini Sevmek Nasıl Olur?

    1. Sabah uyanınca kendine “Günaydın güzel insan” de.

    Evet, saç baş dağınık olabilir ama unutma: Dağınıklığın bile sana özgü.

    (Evin gibi düşün, her köşesi tanıdık.)

    2. Hatalarını Netflix dizisi gibi izle.

    “Bunu ben mi yaptım?” diye düşündüğün anlar olacak.

    Ama bir gün aynı şeyi kahkaha ata ata anlatacaksın.

    (Hatta belki bloga yazarsın. Mesela ben şu an onu yapıyorum.)

    3. ‘Hayır’ demeyi öğren.

    Kendini sevmenin en sade hali: istemediğin şeylere “Hayır” diyebilmek.

    “Gelemem, o gün kendime çay ısmarlayacağım.” diyebilmek… gerçek özgürlük.

    4. Kendine küçük sürprizler yap.

    Bir kahve, bir kitap, bir çiçek…

    Kendini şaşırt. “Aaa sen mi aldın? Ne kadar da düşüncelisin!” deyip gülümse.

    (Not: Bu ekonomiyle hâlâ kendine hediye alabiliyorsan, gerçekten büyük bir sevgisin.)

    5. Kendini başkalarıyla kıyaslama.

    Kimse sabah 08:00’de story atmaz. Atıyorsa da o gerçek değil.

    Senin ritmin yavaşsa, sen öylesin.

    Başkasına değil, kendine yetiş.

    💬 Sonuç: Sev Kendini, Yoksa Kimse Yerine Sevemez

    Kendini sevmek; süs değil, süslenmeden de iyi hissetmektir.

    Onay beklemeden “Ben buradayım.” diyebilmek.

    Bazen battaniyeye sarılıp, “Bugün moralim yok ama iyiyim.” diyebilmektir.

    Hazır bu kadar kendini sevmişken bir kahve koy, Spotify’dan “Kendine Notlar” çal ve bu yazıyı paylaş.

    Belki birileri de bugün ilk defa aynaya gülümser.

    💌

    Sevgiyle (önce kendine),

    Mindora

  • Seni etkileyen 3 kitap nedir ?

    Robin Sharma – Sabah 5 klübü
    Ahmet Şerif İzgören – İş Yaşamında 100 Kanguru
    Kimberley Feeeman – Kır Çiçeği Tepesi

    Sabah 5 Kulübü – Robin Sharma

    Bu kitap, disiplinin, sabah rutininin ve kişisel gelişimin önemini bana adeta yeniden öğretti. Güne erken başlamanın yalnızca bir alışkanlık değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesi olduğunu fark ettim. Kitaptaki karakterlerin dönüşüm yolculuğu, bana da değişimin mümkün olduğunu gösterdi. Sabah 5’te uyanmanın sadece fiziksel bir eylem değil, zihinsel bir dönüşüm olduğunu anladım. Kendime ayırdığım ilk saatlerin günün geri kalanını nasıl şekillendirdiğini bu kitapla deneyimledim.

    İş Yaşamında 100 Kanguru – Ahmet Şerif İzgören

    İş hayatında karşılaşılan durumları mizahi ama gerçekçi bir dille ele alan bu kitap, bana farklı bir bakış açısı kazandırdı. İzgören’in sade dili ve yaşanmış hikâyelerden yola çıkarak verdiği mesajlar, profesyonel yaşantımda daha bilinçli ve esnek olmamı sağladı. Kitaptaki “kanguru” metaforu, iş dünyasındaki sürprizlere hazırlıklı olmam gerektiğini, aynı zamanda olaylara çok yönlü bakabilmenin önemini gösterdi.

    Kır Çiçeği Tepesi – Kimberly Freeman

    Hayal gücünü ve duygusal derinliği harmanlayan bu roman, geçmişle bugünü iç içe geçirerek beni zamanlar arasında bir yolculuğa çıkardı. Kadın karakterlerin güçlü anlatımı, özellikle içsel direniş ve hayata tutunma çabaları beni derinden etkiledi. Kitap, duygusal bağ kurma gücümle birlikte, kendi hayatımdaki kökleri, aile bağlarını ve kişisel kimliğimi sorgulamama neden oldu. Aynı zamanda, geçmişin sırlarını çözmenin bugünkü kararlarımızı nasıl etkileyebileceğini fark ettim.

    Bu üç kitap, farklı yönlerden bana dokundu. Biri disiplinimi güçlendirdi, biri iş hayatındaki duruşumu şekillendirdi, diğeri ise duygusal dünyamı zenginleştirdi. Her biriyle kendimi yeniden keşfettim ve hayata dair yeni pencereler açtım. Gerçekten de kitaplar, yalnızca kelimelerden ibaret değil; bazen hayatın kendisi oluyorlar.

  • Erken kalkan yol alırmış… Ben kahvemi aldım, yol düşünülüyor 😄

    Pazar sabahı… Saat 06:45. Alarm çalıyor.

    İlk düşünce: “Bu saatte kalkılır mı?”

    İkinci düşünce: “Kahve içmeden kişisel gelişim olmaz zaten…”

    Kalkıyorsun. Sessizlik var. Telefon susmuş, dünya henüz uyanmamış.

    Bir yudum kahve, bir nefes derin düşünce. Ve o aydınlanma:

    “Demek ki sabahlar gerçekten bir başka oluyormuş…”

    Erken kalkınca:

    Zihnin daha derli toplu, Gün daha uzun ve huzurlu, Ve en önemlisi… kahve içmek için bahaneye bile gerek kalmıyor!

    Tabii hâlâ uykun varsa, kendine şu motivasyonu ver:

    “Şu an uyumayanlar CEO oldu, ben de bari kahvemi içeyim!”

    Bir sabah dene. Belki de en üretken hâlin, uykulu gözlerinle kahveye uzandığın o anda çıkacak ortaya. Kim bilir? 😄

  • Konu: Cuma Motivasyonu: Haftayı Bitirdin, Excel Seni Bitirmesin! 😊

    Merhaba Değerli Arkadaşlarım,

    Yoğun bir haftayı daha geride bırakıyoruz.

    Pazartesi’den itibaren toplantılar, e-postalar, “çok kısa bir Zoom yapalım”lar derken hepimiz epey yorulduk — farkındayız!

    Ama bugün Cuma 🎉

    Artık yapılacaklar listesini değil, kahve kupanızı güncellemenin zamanı.

    Unutmayın; verimlilik kadar, mola vermek, nefes almak ve kendinize zaman ayırmak da başarıyı sürdürülebilir kılar.

    Hafta sonu şarj olmak için birebirdir — kendinize bu hakkı tanıyın.

    İyi dinlenmeler, mutlu Cumalar!

    Keyifli bir hafta sonu geçirmeniz dileğiyle,

    Mindora

    💼☕🌿

  • Kendinle Barışmak: İçindeki Gürültücü Komşuyla Anlaşmak

    Kendinle barışık mısın? Yani aynaya bakıp “Heh işte bu!” diyebiliyor musun? Yoksa hala aynada gördüğün kişiye laf sokup, iç sesinle kavga mı ediyorsun?

    Kendinle barışık olmak, bir tür iç huzur değil aslında… daha çok, içindeki o geveze eleştirmeni susturup “Hadi gel kahve içelim, barışalım” demek gibi. Çünkü hepimizin içinde bir “Neden böyle yaptın?”, “Saçın da hiç olmamış bugün” diyen biri var. Sakin ol, o iç ses herkeste var. Sadece bazıları onunla kahve içmeyi öğrenmiş.

    Kusurlarla Anlaşmak, Photoshop’la Uğraşmaktan Daha Kolay

    Kendinle barışmak, mükemmel olmakla ilgili değil. Zaten kim mükemmel ki? Sosyal medyada 87 filtreden geçmiş bir “günaydın” story’si dışında kimse o kadar pürüzsüz değil. Kulaklarının biri öbüründen yukarıdaysa, bunu artık genetik bir espri gibi kabul et. Eğlen kendinle.

    Hatalar mı? Onlar Zaten Full Paket Geliyor

    Kendini sevmek, “Ben asla hata yapmam” demek değil. Aksine, “Ben o hatayı da yaptım ama çok şey öğrendim” diyebilmek. Bazen yanlış kişiye güvenirsin, bazen gereksiz şeylere üzülürsün. Ama sonra dönüp dersin ki: “O gün ağladım ama şimdi aynı şeyi yaşasam güler geçerim.” Gelişim, budur işte.

    Kendini Sevmek = Biraz Da Umursamamak

    Kendinle barışmak, bazen dünyayı değil, sadece yastığını kurtarmak demektir. Her şeye yetişemezsin. Herkesi memnun edemezsin. Zaten niye ediyorsun? Sen devlet dairesi misin?

    Bir gün sadece “Bugün enerjim yok” deyip hiçbir şey yapmamak, kişisel gelişimin ta kendisidir. Çünkü kendine anlayış göstermek, büyümenin işaretidir. Sıkıldığında “sıkıldım” diyebilmektir barışmak. Çok basit ama çok devrimsel.

    Sonuç?

    Kendinle barışmak, gürültülü bir dünyada sessizce kendine sarılmaktır. O içindeki çatlak sesleri susturup, şöyle demektir:

    “Ben iyiyim böyle. Eksiklerimle, fazlalarımla, saçma sapan esprilerimle… Beni sevmeyen varsa, onlar düşünsün. Ben kendimi severim.”

    Not: Bu yazıdan sonra aynaya gidip “İyi ki sensin!” dersen… kimse yargılamaz. Ama yan odadakiler “Yine mi kendine konuşuyor bu?” diyebilir. Boş ver, onlar hâlâ iç sesleriyle küs.

  • “Çarşamba : Sabah 05:00: Kahve mi, Kader mi?”

    Merhaba, sevgili “güne erken başlayıp hayatını değiştireceğini düşünen ama aslında alarmı susturup yorgana gömülmek isteyen” dostum! Senin için özel olarak hazırladığım “Saat 5 Kişisel Gelişim Rutini: İlle de Gelişeceksem!” rehberine hoş geldin.

    05:00 – Alarm Çalıyor (Ama Neden?)

    Yatağın kenarında çalan o nefret dolu ses: “Haydi, bugün yeni bir sen doğuyor!”
    Sen: “Yeni bir ‘sen’ istemiyorum, eski halimle iki saat daha uyumak istiyorum.”
    Ama hayır! Kişisel gelişim kitapları “Başarılı insanlar 05:00’te kalkar!” dedi. Peki ya senin ruhun 07:00’den önce bedene girmiyorsa? Sorun yok, kendini zorla!

    05:15 – Soğuk Duş (Ya Da Donma Töreni)

    “Soğuk duş metabolizmayı hızlandırır, disiplin kazandırır!” diyorlar. Sen ise titreyerek:
    “Acaba hipotermi de kişisel gelişim sayılır mı?”
    Banyodan çıkarken artık hem uyanıksın hem de donmuş bir ceset gibi hissediyorsun. Muhteşem!

    05:30 – Meditasyon (Yani Oturup ‘Ben Ne Yapıyorum?’ Diye Düşünmek)

    Gözlerini kapatıyorsun, derin nefes alıyorsun… Aklına gelen tek şey:
    “Kahvaltıda simit mi yesem, tost mu? Acaba ofiste çay parası veriyor muyduk?”
    “Zihnini boşaltmalısın!” diyen gurular, senin zihninin bir kargaşa sirk olduğunu bilmiyorlar.

    06:00 – Koşuya Çık (Ya Da Mahallede ‘Şüpheli Kişi’ İlan Edil)

    Karanlıkta koşarken etraftaki köpekler sana havlayıp “Bu saatte ne işin var?” diye sorguluyor.
    Sen: “Sağlıklı yaşam için!”
    Köpek: “Ben öyle bir hayat istemiyorum.”

    06:30 – Kitap Oku (Gözlerin Açık, Beynin Kapalı)

    Kişisel gelişim kitabındaki “Limitlerini zorla!” cümlesini okurken, beynin “Benim limitim sabah 07:00’den önce çalışmıyor.” diye isyan ediyor.

    07:00 – Kahvaltı (Yani Hızlıca Bir Şeyler Atıştırıp İşe Yetişme Telaşı)

    “Avokadolu tost ve chia tohumlu smoothie” hayaliyle başladığın gün, elinde poğaça ve 3. bardak çayla son buluyor. Sorun değil, yarın yine denersin! (Spoiler: Denemeyeceksin.)

    07:30 – İşe Varış (Ve Asıl Trajedi Başlıyor)

    Ofise geldiğinde mesai arkadaşları: “Nasıl bu kadar enerjiksin?”
    Sen, içten içe ölerek: “Kişisel gelişim diye bir şey deniyormuş…”

    Sonuç:
    Eğer bu rutini 21 gün yaparsan alışkanlık kazanırmışsın. Ama 3. gün “Ben zaten geliştim, yeter!” deyip vazgeçersen, kendini suçlu hissetme. Çünkü gerçek kişisel gelişim, sabah 05:00’te kalkmadan da olur. (Mesela, “Ben alarmı erteleyerek sabrımı geliştiriyorum!” diyebilirsin.)

    Not: Bu rutini deneyip 1 hafta dayanabilirsen, zaten başarılı sayılırsın. Dayanamazsan, “Ben akışıma güveniyorum!” de ve güzel bir uyku çek. 😊

    Kahve olmadan kişisel gelişim olmaz!